Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Sivas Pogromuyla yüzleşmek geleceğin demokratik imkânlarını yeniden düşünmektir

Tarihin bazı kırılma anları yalnızca yaşandıkları günle sınırlı kalmaz; geriye bakıldığında bir dönemin siyasal yönelimini, ileriye bakıldığında ise demokratik imkânların sınırlarını belirler. Türkiye açısından 2 Temmuz 1993 böyle bir eşiktir.

Sivas Pogromuyla yüzleşmek geleceğin demokratik imkânlarını yeniden düşünmektir

Madımak Oteli'nde otuz üç aydın ve sanatçı ile iki otel çalışanının yaşamını yitirdiği Sivas, yalnızca bir katliam olarak değil, daha doğru bir kavramla bir pogrom olarak değerlendirilmelidir. Çünkü burada yaşanan, kendiliğinden gelişen bir toplumsal taşkınlık değil; belirli bir toplumsal kesimin hedef gösterildiği, saatler boyunca sürdürülen organize bir kuşatma karşısında kamusal otoritenin koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği kolektif bir şiddet pratiğidir.

Pogrom kavramı, yalnızca öldürme eylemini değil, belirli bir topluluğun kamusal alandan dışlanmasını, sindirilmesini ve siyasal bir mesaj verilmesini de içerir. Bu nedenle Sivas'ın anlamı, yalnızca otuz beş insanın yaşamını yitirmesinde değil; birlikte yaşama iradesine, çoğulcu toplumsallığa ve demokratik kamusal alana yönelen sistematik saldırıda aranmalıdır.

Bu nedenle Sivas'ı anlamak, onu yalnızca kendi bağlamı içinde değil, Türkiye'de Alevilere yönelik tarihsel şiddet sürekliliği içerisinde değerlendirmeyi gerektirir. Malatya, Maraş ve Çorum'da yaşanan saldırılar, Alevilerin farklı dönemlerde nasıl hedef haline getirildiğini gösterirken, Sivas bu çizginin yeni bir evresini oluşturur.

Ancak Sivas, önceki örneklerin basit bir tekrarı değildir.

Madımak'ta hedef alınan yalnızca Aleviler değildi. Şairler, yazarlar, akademisyenler, sanatçılar ve farklı siyasal görüşlerden demokrat aydınlar aynı saldırının hedefi oldular. Dolayısıyla burada saldırıya uğrayan yalnızca bir inanç topluluğu değil; eleştirel düşünce, laik kamusal yaşam, kültürel çoğulluk ve birlikte yaşama fikrinin kendisiydi.

Bu yönüyle Sivas, Alevilere yönelik tarihsel pogromlar zincirinin bir halkası olmakla birlikte, aynı zamanda Türkiye'de demokratik kamusal alanın tasfiyesine yönelik daha kapsamlı bir siyasal müdahale niteliği taşımaktadır.

1993 yılına bu perspektiften bakıldığında, Sivas tek başına okunabilecek bir olay değildir. Aynı yıl Kürt meselesinde çözüm ihtimalinin ilk kez görünür hale geldiği bir dönem yaşanıyordu. Ateşkes tartışmaları, dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın çözüm arayışına ilişkin açıklamaları ve toplumdaki barış beklentisi yeni bir siyasal ihtimal yaratmıştı.

Ancak bu ihtimal kısa sürede ortadan kalktı.

Özal'ın ölümü, Bingöl'de yaşanan saldırı, Sivas Pogromu ve ardından Başbağlar'da yaşanan katliam, Türkiye'nin yeniden güvenlik eksenli bir siyasal hatta yönelmesine neden oldu. Demokratik çözüm arayışlarının yerini çatışma siyaseti aldı.

Bu nedenle Sivas yalnızca bu sürecin sonucu değil; aynı zamanda demokratikleşme ihtimalinin bastırılmasının simgesel dönüm noktalarından biridir.

Burada dikkat çekici olan nokta, pogromun yalnızca toplumsal fanatizmle açıklanamayacak olmasıdır. 1990'lı yıllar, devlet içindeki farklı güç odaklarının belirginleştiği, hukuk ile fiilî güç ilişkileri arasındaki mesafenin giderek açıldığı bir dönemdir. Bu yapı içerisinde şiddet, kimi zaman doğrudan, kimi zaman ise müdahale etmeme biçiminde yeniden üretilebilmiştir.

Bu nedenle Sivas'ı yalnızca "devlet seyirci kaldı" cümlesiyle açıklamak yetersizdir. Asıl tartışılması gereken, hangi siyasal ve kurumsal düzenin böylesi bir pogromu mümkün kıldığıdır.

Bu noktada Cumhuriyet tarihine daha uzun erimli bakmak gerekir.

Cumhuriyet'in demokratikleşme tarihinde önemli kazanımlar bulunmakla birlikte, özellikle farklı kimlikleri güvenlik eksenli biçimde ele alan ve onları makbul yurttaşlık sınırları içinde tanımlamaya çalışan devlet pratikleri de gelişmiştir. Aleviler, Kürtler ve diğer toplumsal farklılıklar uzun yıllar boyunca eşit yurttaşlığın öznesi olmaktan çok, yönetilmesi ve denetlenmesi gereken alanlar olarak görülmüştür.

12 Eylül sonrasında bu güvenlikçi paradigma daha da kurumsallaşmış; siyasal çoğulluk demokratik bir zenginlik olmaktan çıkarılarak güvenlik meselesi olarak ele alınmıştır.

Sivas Pogromu, bu tarihsel süreklilik içerisinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle onu Cumhuriyet'e karşı gelişmiş bir kalkışma olarak değil; Cumhuriyet döneminde kurumsallaşan dışlayıcı ve güvenlikçi siyasal pratiklerin üretebildiği en ağır toplumsal şiddet örneklerinden biri olarak okumak daha açıklayıcıdır.

Başbağlar'da yaşanan katliamla birlikte toplum tamamen güvenlikçi söylemin içine hapsedilmiş, demokratik çözüm ihtimali uzun yıllar boyunca geri plana itilmiştir.

Bugünden bakıldığında Sivas'ın asıl önemi de burada ortaya çıkmaktadır.

Mesele yalnızca geçmişte yaşanmış büyük bir acıyı anmak değildir. Mesele, böylesi pogromları mümkün kılan siyasal kültürü, cezasızlık rejimini ve dışlayıcı devlet anlayışını sorgulayabilmektir.

Bu nedenle Sivas yalnızca Alevilerin hafızası değildir. Aynı zamanda Kürtlerin, emekçilerin, kadınların, demokratların ve eşit yurttaşlık talep eden bütün toplumsal kesimlerin ortak hafızasının bir parçasıdır.

1993 yılında kapanan demokratik imkânların izleri bugün hâlâ Türkiye siyasetini belirlemektedir. Geçmişle yüzleşmeden demokratik bir gelecek kurmak mümkün değildir.

Bu nedenle Sivas Pogromu'yla yüzleşmek, yalnızca geçmişe bakmak değil; eşit yurttaşlığın, çoğulcu demokrasinin ve toplumsal barışın yeniden inşa edilebilmesi için geleceğin demokratik imkânlarını birlikte düşünmektir.

Çünkü hakikatin ertelendiği yerde demokrasi eksik kalır. Adalet sağlanmadığında barış kırılganlaşır. Ortak hafıza kurulamadığında ise toplum aynı yarılmaları farklı biçimlerde yeniden üretmeye devam eder.

#BoşluktaSesleniyorum

Yazar Suat Turan

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış