Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Sizin Musluklarınızdan İçilebilir Su Akıyor mu?

Bugün Türkiye’nin birçok kentinde — İzmir’den İstanbul’a, Ankara’dan Yalova’ya — su, gündelik hayatın en kırılgan meselesi hâline geldi. Kesintilerle yaşıyor, baraj doluluk oranlarını takip ediyor, yağmuru “şükür barajlar dolmuştur” temennisiyle izliyoruz. Su artık farkında olmadan içine girdiğimiz bir kriz ikliminin parçası.

Sizin Musluklarınızdan İçilebilir Su Akıyor mu?

Medeniyet ile su arasında tarihler boyunca hep bir bağ oldu. İnsanlık suyun etrafında yerleşti, şehirler kurdu, göç etti, ticaret yaptı. Su yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda yaşamın örgütleyicisiydi.

Bugün ise Türkiye’nin birçok kentinde — İzmir’den İstanbul’a, Ankara’dan Yalova’ya — su, gündelik hayatın en kırılgan meselesi hâline geldi. Kesintilerle yaşıyor, baraj doluluk oranlarını takip ediyor, yağmuru “şükür barajlar dolmuştur” temennisiyle izliyoruz. Su artık farkında olmadan içine girdiğimiz bir kriz ikliminin parçası.

Oysa suyla kurduğumuz bağ sadece bugünün değil, binlerce yıllık bir hikâye. Gittiğim her şehirde karşıma çıkan eski bir çeşme ve onun hikâyesi bunu hep hatırlatır bana. Suyun aktığı yerlerde hayatın da aktığını hissedersiniz.

Bir yurtdışı seyahatimde rehberimiz, sokaklardaki çeşmelerden akan suyun içilebilir olmasıyla özellikle gurur duymuştu. “Şişe su almanıza gerek yok,” demişti, “burada ücretsiz ve temiz içme suyuna erişmek herkesin hakkı.” O an, içilebilir suyun bir kentin medeni olup olmadığını nasıl da görünür kıldığını düşündüm.

Kendi yaşadığım şehirde ise musluktan akan suyu içememek, ya da “çeşmeden su içmeyin” yazılarıyla karşılaşmak, bu farkı her gün yeniden yüzüme vuruyor.

Bugün dünyada suya ücretsiz ve güvenli biçimde erişmek neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. 1990’lardan itibaren su hizmetlerinin özelleştirilmesiyle birlikte su, kamusal bir hak olmaktan çok, alınıp satılan bir meta hâline getirildi. Temiz su kaynakları çekiliyor, şişeleniyor ve plastik ambalajlar içinde pahalı ürünler olarak geri satılıyor. Sağlık ve çevre üzerindeki etkileri ise çoğu zaman görmezden geliniyor.

Oysa Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 2010 yılında çok açık bir karar aldı: Su ve sanitasyon bir insan hakkıdır.Türkiye de bu kararı kabul etti. Bu, devletlerin temiz ve içilebilir suya erişimi sağlamak, kaynakları korumak ve herkes için ulaşılabilir kılmakla yükümlü olduğu anlamına geliyor.

Uluslararası insan hakları literatüründe ayrıca bir erişilebilirlik standardı da var: bir hane suya gelirinin yaklaşık %3’ünden fazlasını harcamamalı. Bugün asgari ücretle yaşayan bir aile için bu sınır aşılıyor. Dört kişilik bir hanenin yalnızca içilebilir suya ödediği bedel, bu eşiğin birkaç katına çıkabiliyor.

Dünyanın farklı yerlerinde insanlar tam da bu yüzden su için ayağa kalktı. Bolivya’dan İtalya’ya, Güney Afrika’dan Uruguay’a kadar pek çok ülkede halk hareketleri, suyun bir insan hakkı olarak tanınmasını sağladı. Uruguay bu hakkı anayasasına koyan ilk ülke oldu. Türkiye’de ise su hakkı hâlâ açık bir anayasal güvenceye sahip değil.

Bugün İzmir’de yaşanan su kesintileri, İstanbul’un baraj doluluk oranlarıyla her hafta haber olması ya da kentlerin kendi su havzalarının dışına bağımlı hâle gelmesi, bu sorunun ne kadar yapısal olduğunu gösteriyor. Su, kısa vadeli kâr mantığıyla değil, yaşamı sürdürme sorumluluğuyla yönetilmesi gereken bir müşterek.

Temiz ve içilebilir suyun çeşmelerden akması bir lüks değil, bir insan hakkıdır. Kentin suyu kamusal bir varlıktır; hepimizin ortak yaşamını mümkün kılar.

O yüzden yeniden sormak gerekiyor:
Sizin musluğunuzdan su akıyor mu? Peki o suyu içebiliyor musunuz?

Yorumlar (1)

Serdengeçti Ecelfe

30 gün önce / 14.01.2026

???????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????? ???????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????? ???????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????? Daha çok yazarsınız; Beceriksiz belediyye başkanları varken, daha kötüsü seçtiği kişinin çapsız olduğunu anlayamayanlar varken, en kötüsü çapsız kişiyi husûsî seçip o kişiyi seçmeyeceklerin beş senesini zehir zıkkım etmeye ahdetmiş "karainsân"lar varken! ???????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????? ???????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????? ????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????????

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

İlginizi Çekebilir