İranlı bir tarihçi, Arthur Townend ile İran'da döviz krizinin tetiklediği protesto dalgası hakkında konuştuk.
Protestoların ve İran'ın karşı karşıya olduğu daha geniş ekonomik krizin arka planı nedir?
Şunu belirtmekte fayda var ki, tetikleyici unsur riyal devalüasyonu nedeniyle hızla yükselen enflasyondur.
Enflasyon yüzde 40'ın üzerine çıktı ve gıda enflasyonu yüzde 70'e ulaştı; bu da kelimenin tam anlamıyla fiyatların günlük olarak değiştiği anlamına geliyor. Bu durum herkesi, özellikle de işçi sınıfını etkiliyor.
Ancak daha geniş ekonomik sorunların birkaç temel nedeni var. Bunlardan biri, ardı ardına gelen hükümetlerin izlediği politikalar. Özelleştirme, daha güvencesiz işlere, kötü yönetime ve parayı yandaşlarına, üst düzey elitlere aktarmaya yol açtı. Dolayısıyla eşitsizlik duygusu mevcut.
Ancak en önemlisi, İran ekonomisini çökertmek için tasarlanmış yaptırımlar. 2018'de enflasyon hızla yükselmeye başladığında, bu bir kaza değildi; Donald Trump'ın İran'a karşı yaptırımları yeniden uygulamaya koyduğu yıldı.
Bu, İran'ın petrolünü satamayacağı ve satarsa da düşük fiyatlarla satmak zorunda kalacağı anlamına geliyordu. Dolar cinsinden işlem gördükleri için birçok ürünü ithal bile edemiyor. Ayrıca ABD, İran'la ticaret yapacak bankaları ve diğer şirketleri de yaptırımlara tabi tutuyor.
Protestocuların dile getirdiği daha geniş siyasi şikayetler var mı?
Söyleyebileceğim bir şey, bunun 2022, 2019, 2017 ve ardından 2009'daki protestolar döngüsünün bir parçası olduğudur.
İslam Cumhuriyeti, 1979 devriminden sonra bir sosyal sözleşme yapmıştı; alt sınıflar için bir miktar refah yaratırken, onları haklarından ve örgütlenmelerinden mahrum bırakmıştı. Protesto döngüsü, hem hükümetin neoliberal dönüşü hem de yaptırımlar nedeniyle bu sözleşmenin bozulduğunun bir göstergesidir.
Bu, son on yıllarda siyasi özgürlüklerini kullanma arzusunda olan birçok insanın deneyimiyle bağlantılıdır. Bireysel düzeyde, bu ifade özgürlüğüyle ilgilidir. Ancak örgütsel düzeyde, özgür sendikalar ve siyasi örgütlerin baskı altına alınmasıyla ilgilidir.
Dolayısıyla, ekonomik sorunlar bu siyasi sorunlarla oldukça hızlı bir şekilde bağlantılı hale geldi.
Protestoların niteliği nedir? Kimler katılıyor? Ve nerede yoğunlaşıyorlar?
Tahran'da protestolar, çoğunlukla son on yıldır baskı altında olan alt orta sınıf esnafın katıldığı bir çarşıda başladı. Ancak bu protestolara, esnaf için mal getiren birçok gündelik işçi ve taşıyıcı da katılıyor.
Protestolar ağırlıklı olarak birkaç ilde yoğunlaşıyor: İlam, Kermanshah ve Hamadan.
Neden? Çünkü bu iller son birkaç yıldır yoksulluktan ve iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklıktan en çok etkilenen yerler oldu. Bu durum, kırsal kesimdeki insanları işsiz ve altyapısız küçük şehirlere göç etmeye zorladı.
Bazı illerde protestolar daha az oldu. Bence bunun, Rıza Pehlevi'yi destekleyen monarşist sloganlarla çok ilgisi var. Bu, devrimden önce azınlıklara her zaman baskı uygulayan monarşist milliyetçilik, Fars milliyetçiliği ile çok yakından bağlantılı.
İran'daki protestolar yaygın bir 'memnuniyetsizliği' yansıtıyor
Kürtler, Araplar ve Beluçlar, ister yüce bir lider ister bir kral olsun, hiçbir diktatörlük istemediklerini belirten sloganlar attılar. Bu siyasi hareketin ele geçirilmesi olarak gördükleri şeye katılmak istemiyorlar.
Aynı şekilde, öğrenciler Tahran sokaklarında "Diktatörlüğe son!" sloganını attılar.
Yani protestolarda bazı bölünmeler var, ancak şimdilik insanlar devletin olası tepkisinden daha çok endişe duyuyorlar.
2022'de Kadın, Yaşam, Özgürlük protestolarının acımasızca bastırıldığını gördük. Protestocular ve devlet arasında çatışmalar oldu, ancak henüz aynı ölçekte değil. Sizce devletin tepkisini şekillendiren nedir?
Sokakların gücünü vurgulamak isterim. Her protestoda insanlar öğreniyor, ağlarını genişletiyor, taktiklerini değiştiriyor ve zaferler kazanıyor.
2022'deki protestolar, başörtüsünün eskisi kadar sıkı bir şekilde uygulanmaması yönünde bir taviz kazandırdı. Bunun sebebi devletin bunu yapamayacak olmasıdır. İnsanlar, özellikle kadınlar, mücadeleleriyle devlete karşı koyabileceklerini gösterdiler.
Devlet, her baskının bir bedeli olabileceğini biliyor. Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, daha fazla baskının durumu tırmandıracağından ve daha fazla insanı radikalleştireceğinden korkarak tereddüt etti. Ve rejim, destekçilerinin sisteme olan güvenini kaybedeceğinden korkuyor.
Bu durum, ABD'nin müdahale tehdidi ve İsrail'in istikrarsızlaşmış bir İran devletinden kazanç sağlayacağı uluslararası bağlamla nasıl bağlantılı?
İran, Lübnan'daki Hizbullah'a, Irak milislerine ve Gazze'deki Hamas'a yönelik saldırılar nedeniyle zayıfladı. Bu, protestoların İran üzerinde daha da fazla baskı oluşturduğu anlamına geliyor; manevra alanını kısıtlıyor.
Devletin şu anki ikilemi, yaptırımların kaldırılması için nükleer program konusunda ABD ile uzlaşıp uzlaşmamak arasında bir seçim yapmaktır.
Daha önemlisi ise, sokaktaki insanların alternatif olarak kime baktığıdır. İronik bir şekilde, Trump "İran'daki protestocuları savunuyorum" diyor, ancak kendisi 400 İranlı mülteciyi İran'a geri gönderdi ve bunu rejimle müzakere etti.
Ancak yabancı güçler İran'da olup bitenlerden faydalanmaya çalışacak. Protestolar devam ederse, bu ABD veya İsrail'e İran'a bir şekilde saldırmak için avantaj sağlayabilir.
Bu uluslararası politikanın temelinde İran'da olanlar değil, ABD ve İsrail'in Filistinlilere yönelik baskıya karşı herhangi bir direniş biçimini istememesi ya da İran veya başka bir ülke tarafından yapılan direnişi istememesi yatıyor. Ayrıca İran'ın Çin ile ittifak kurmasını da istemiyorlar.
Bu nedenle, İran sokaklarındaki protestocuların, bu yabancı güçlerin bu durumdan faydalanmasını önlemek için hedeflerinin ne olduğu konusunda çok net olmaları çok önemli.
Bu hareketin yabancı bir güç veya yeni yüzler takan ancak eski sistemi yeniden üreten yeni elitler tarafından çalınmamasını nasıl sağlayacağız? Protestolar devam ederse bu soru giderek daha fazla gündeme gelecektir.
Bu hareketi sokaklarda bir isyan olarak mı görüyorsunuz yoksa örgütlü bir işçi sınıfına dönüşebilir mi?
Şu anda isyan iş yerlerinde değil. Ancak Tahran otobüs şoförleri sendikası destek açıklamasında bulundu (aşağıdaki açıklamaya bakınız) ve 250 öğretmen bir bildiri yayınladı. Bunun gibi daha fazla eylem olabilir. Örneğin, 2022'de öğretmenlerin greve gitme girişimleri olmuştu.
Şu anda petrol endüstrisinde, sözleşmeli işçiler tarafından yapılan bir veya iki küçük grev var. Protestoların karşı karşıya olduğu zorluk, örgütlü işçi sınıfının liderliği ele alıp almayacağıdır.
--------------------------
Tahran ve Banliyöleri Otobüs Şirketi İşçi Sendikası Bildirisi
Yoksulluğa, işsizliğe, ayrımcılığa ve baskıya karşı halk mücadeleleriyle dayanışma içinde olduğumuzu açıklarken, eşitsizlik, yolsuzluk ve adaletsizliğin egemen olduğu bir geçmişe dönüşe kesinlikle karşı olduğumuzu belirtiyoruz.
Gerçek özgürlüğün, eski ve otoriter iktidar biçimlerinin yeniden üretilmesiyle değil, işçi sınıfının ve ezilen halkın bilinçli ve örgütlü liderliği ve katılımıyla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu arada, yaygın baskı, tutuklamalar, işten çıkarmalar ve geçim kaynaklarına yönelik baskılara rağmen, işçiler, öğretmenler, emekliler, hemşireler, öğrenciler, kadınlar ve özellikle gençler bu mücadelelerin ön saflarında yer almaya devam ediyor.
Tahran ve Banliyöleri Otobüs Şirketi İşçi Sendikası, bağımsız, bilinçli ve örgütlü protestoların devam etmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Defalarca söyledik ve tekrar ediyoruz: İşçilerin ve emekçilerin kurtuluş yolu, halkın üstünden şekillendirilmiş bir liderin yolunda, yabancı güçlere güvenmekte veya hükümet içindeki hizipleşmelerde değil, birlik, dayanışma ve iş yerlerinde ve ulusal düzeyde bağımsız örgütlerin kurulmasında yatmaktadır. Bir kez daha iktidardaki sınıfların güç oyunlarının ve çıkarlarının kurbanı olmamıza izin vermemeliyiz.
Sendika ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail de dahil olmak üzere yabancı hükümetler tarafından yapılan her türlü propaganda, gerekçelendirme veya askeri müdahaleyi şiddetle kınamaktadır. Bu tür müdahaleler yalnızca sivil toplumun yıkımına ve insanların öldürülmesine yol açmakla kalmaz, aynı zamanda hükümet tarafından şiddet ve baskının devamı için bir başka bahane de sağlar.
Geçmiş deneyimler, Batı'nın baskıcı hükümetlerinin İran halkının özgürlüğüne, geçimine ve haklarına en ufak bir değer vermediğini göstermiştir.
Tüm tutukluların derhal ve koşulsuz olarak serbest bırakılmasını talep ediyoruz ve insanların öldürülmesini emreden ve gerçekleştirenlerin tespit edilip yargılanması gerektiğinin altını çiziyoruz.
Yaşasın özgürlük, eşitlik ve sınıf dayanışması!
---
* Socialist Worker Gazetesi'nden alınmış, Marx 21 koordinasyonunda Çiğdem Özbaş tarafından tercüme edilmiştir.
Kaynak Bağlantısı: https://socialistworker.co.uk/in-depth/whats-behind-the-protests-in-iran-interview-with-iranian-historian/
Yorumlar (0)