CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Suriye’deki gelişmelere ilişkin yaptığı açıklamalar, bu yüzleşme ihtiyacını hatırlatan ve barışı yalnızca bir güvenlik meselesi değil, siyasal ve toplumsal bir yeniden kuruluş sorunu olarak ele alan bir çerçeve sunuyor. Özel’in diplomasi, mutabakatlara sadakat, emperyalist müdahalelere karşı mesafe ve halklar arası kardeşlik vurgusu; Türkiye’nin hem dış politikasında hem de iç siyasal denkleminde yeni bir akıl inşasına duyulan ihtiyacı işaret ediyor. Bu yaklaşım, barışı “silahların susması”na indirgeyen dar anlayışın ötesine geçerek, demokratikleşme, eşitlik ve özgürlük taleplerini aynı denklem içinde düşünmeye davet ediyor.
Bu noktada, daha önce CHP’nin İmralı tutumu üzerinden tartışılan “liderci siyaset krizi” meselesi yeniden gündeme geliyor. Kürt meselesinin çözümünü, tekil aktörlere, kapalı müzakere kanallarına ya da kişisel iradelere bağlayan yaklaşımlar, demokratik siyasetin alanını daraltıyor. Oysa sol bir perspektiften bakıldığında, barışın gerçek zemini; toplumun örgütlü katılımı, Meclis’in merkeziliği, yerel demokrasi ve anayasal güvencelerle örülü çoğulcu bir siyasal süreçtir. CHP’nin bu noktada mesafeli duruşu, doğru okunduğunda, çözümü kişilere değil, demokratik kurumlara ve toplumsal iradeye dayandırma arayışı olarak değerlendirilebilir. Sorun, bu tutumun yeterince güçlü bir siyasal program ve cesur bir dil ile desteklenip desteklenmediğidir.
Özgür Özel’in Suriye açıklamalarında dikkat çeken temel hatlardan biri, emperyalizme açık bir eleştiri yöneltilmesi ve bölge halklarının kendi kaderlerini tayin hakkına vurgu yapılmasıdır. ABD başkanlarının telefonlarıyla açılan sınırlar, verilen ya da verilmeyen talimatlar üzerinden şekillenen politikalar, Türkiye’nin hem dışarıda hem içeride ne kadar bağımlı ve kırılgan bir çizgiye itildiğini göstermektedir. Bu bağımlılık, yalnızca dış politikada değil, Kürt meselesinde de kendini göstermiş; her defasında “uluslararası dengeler” gerekçe gösterilerek demokratik çözüm ertelenmiştir. Sol bir barış perspektifi ise bu bağımlılık ilişkilerini reddeder ve gerçek çözümün halkların ortak iradesinde yattığını savunur.
CHP’nin parti programında Kürt meselesine ilişkin yapılan vurgu, bu açıdan önemli bir referans noktasıdır. Programda yer alan; eşit yurttaşlık, ana dilde kültürel haklar, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik katılımın artırılması ve hukukun üstünlüğüne dayalı bir çözüm perspektifi, barışın ancak demokratikleşmeyle mümkün olabileceğini açıkça ortaya koyar. Kürt meselesi, bir “terör” başlığına indirgenmeden; tarihsel, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla ele alınmak zorundadır. CHP programı, bu sorunun çözümünü üniter yapı ile çelişmeyen, aksine onu demokratik temelde yeniden kuran bir eşitlik anlayışıyla ele alır. Ancak programın kâğıt üzerinde kalmaması, siyasal pratikte cesur adımlarla desteklenmesi gerekir.
Suriye meselesi ile Türkiye’deki barış ve demokratik çözüm süreci arasındaki bağ, tam da bu noktada tüm açıklığıyla görünür hale gelmektedir. Özgür Özel’in Araplar, Kürtler, Türkmenler, Aleviler ve Dürziler için kurduğu kardeşlik dili; sınırların ötesine uzanan insani bir temenninin çok ötesinde, Türkiye’nin kendi iç barışına tutulmuş siyasal ve tarihsel bir aynadır. Suriye’de halkların, inançların ve kimliklerin eşit, özgür ve anayasal güvence altında bir arada yaşamasını savunmak; Türkiye’de de Kürtlerin, Alevilerin ve tüm ezilen toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık taleplerini koşulsuz biçimde tanımayı zorunlu kılar. Bu bağlamda barış, soyut bir “istikrar” söylemi değil; inkârın, asimilasyonun, güvenlikçi tahakkümün ve olağanüstü hal siyasetinin tasfiyesini hedefleyen somut bir demokratik dönüşüm programıdır. Dışarıda barış ve halkların kardeşliği nutukları atarken içeride inkârı, baskıyı ve kriminalizasyonu tahkim eden bir siyasal hat; yalnızca tutarsız değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki olarak iflas etmiş bir hattır. Bu nedenle Suriye’de barış talebi, Türkiye’de Kürt meselesinin demokratik çözüm iradesiyle, eşit yurttaşlık temelinde yeniden kurulacak bir toplumsal sözleşme hedefiyle birleşmek zorundadır. Bu birleşme, devletler arası diplomatik manevralarla ya da büyük güçlerin masa başı mutabakatlarıyla sağlanamaz; ancak bölge halklarının ortak iradesiyle, sosyalistlerin, emek hareketinin, barış ve demokrasi güçlerinin aktif müdahalesiyle, ulusal ve uluslararası demokratik kamuoyunun örgütlü dayanışmasıyla mümkün olabilir. Gerçek ve kalıcı bir barış süreci; emperyalist güçlerin çıkar hesaplarına, jeopolitik pazarlıklarına ve vekâlet savaşlarına değil, halkların ortak mücadelesine, enternasyonalist dayanışmaya, aşağıdan yukarıya kurulan siyasal basınca ve demokratik öz-örgütlenmeye yaslanmak zorundadır. Barış, ancak bu zeminde, yani halkların eşitliği ve özgürlüğü temelinde, sınıfsal ve kimliksel adaleti birlikte gözeten bir demokratik toplum perspektifiyle gerçek anlamına kavuşabilir.
“Terörsüz Türkiye” hedefi, ancak demokratik bir toplum projesiyle birleştiğinde gerçek anlamına kavuşur. Aksi halde bu söylem, baskıcı politikaların yeni bir meşruiyet kılıfına dönüşme riski taşır. Sol bir yol haritası, terörü doğuran siyasal ve toplumsal koşulları ortadan kaldırmayı; yoksulluğu, eşitsizliği, kimlik inkârını ve demokratik kanalların tıkanmasını hedef alır. Bu da ancak güçlü bir demokratikleşme iradesiyle mümkündür. CHP’nin önündeki tarihsel sorumluluk, barışı bir “devlet lütfu” ya da geçici bir taktik olarak değil, toplumsal bir hak ve siyasal bir yeniden kuruluş süreci olarak savunmaktır.
Sonuç olarak, Özgür Özel’in Suriye açıklamaları ile CHP’nin programatik çerçevesi birlikte okunduğunda, sol bir barış siyaseti için önemli imkânlar barındırdığı görülmektedir. Ancak bu imkânlar, ancak net bir anti-emperyalist duruş, güvenlikçi dile mesafe ve Kürt meselesinde demokratik çözümü açıkça sahiplenen bir siyasal pratikle gerçekliğe dönüşebilir. Barış ve demokratik toplum, ertelenebilir bir gelecek vaadi değil; bugünden inşa edilmesi gereken siyasal bir zorunluluktur. CHP’nin bu yolda atacağı adımlar, yalnızca kendi geleceğini değil, Türkiye’nin demokratik ufkunu da belirleyecektir.
---
Kapak Görseli: DIEGO RIVERA. La Gran Tenochtitlan, Market Fair in Tenochtitlan by Rivera, Diego, Mural, 1886-1957
Not: Yazı izlek.org ve solfasol.tv'de eşzamanlı yayımlanmaktadır.
Yorumlar (0)