Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Çocukluk Nereye Gidiyor?

Böyle bir olayın yaşandığı bir ülkede, yetkililerin derin bir utanç ve sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerekir. Yas ilan edilir, sorumlular görevden ayrılır, toplum olarak “Nerede hata yaptık, neyi değiştirmeliyiz?” sorusu sorulur.

Çocukluk Nereye Gidiyor?

Kara bir gün daha yaşadık. Türkiye, derinleşen bir karanlığın içinde.

Ortaokul çağındaki bir çocuk, yanında taşıdığı silahlarla okulda akranlarını, oyun arkadaşlarını ve öğretmenini katletti. Oysa okul, aileden sonra en güvenli alan olmalıydı.

Böyle bir olayın yaşandığı bir ülkede, yetkililerin derin bir utanç ve sorumluluk duygusuyla hareket etmesi gerekir. Yas ilan edilir, sorumlular görevden ayrılır, toplum olarak “Nerede hata yaptık, neyi değiştirmeliyiz?” sorusu sorulur.

Ama öyle olmadı.

Yine de hâlâ insan kalanlar var. Hak mücadelesi veren öğretmenler ve yurttaşlar, Milli Eğitim Bakanlığı önünde “yaşam nöbeti” tutuyor. Talepleri açık; “Okullar güvenli olana kadar ve Bakan Tekin istifa edene kadar mücadeleye devam!”

Çünkü bu olay münferit değil!

Aileler, en güvenli olması gereken yere, okula, 10 - 11 yaşındaki çocuklarını bıraktı ama teneffüs zili yerine silah sesleri duyuldu. Aileler, 16 Nisan sabahına kadar çocuklarının cenazelerini almak için Sütçü İmam Üniversitesi Hastanesi morgu önünde bekledi.

Daha önce Minguzzi cinayetinde de gördük. Suça sürüklenen çocukların yaşam koşullarına baktığımızda yoksulluk, yoksunluk ve çeteleşme gerçeği karşımıza çıkıyor ancak bu kez tablo farklı.

Okulda katliam yapan çocuğun ailesi, sistemin “korunaklı” sayılan kesimlerinden. Baba üst düzey emniyet mensubu, anne öğretmen. Bu bize şunu gösteriyor. Sorun yalnızca yoksulluk değil. Sorun, giderek derinleşen bir şiddet kültürü.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Mart ayı verileri de bunu söylüyor: Cinayetlerin büyük çoğunluğu silahla işleniyor, silahlanma yaygınlaşıyor.

Bir merminin hesabının yapıldığı, eğitime değil savaşa bütçe ayrılan bir düzende, çocukların şiddetle büyümesi tesadüf değil. Bir çocuk, evindeki silahlara bu kadar kolay erişebiliyor ve soğukkanlılıkla kullanabiliyorsa, burada bireysel değil, yapısal bir sorun vardır.

Çocuklar; bilime, sanata, spora, üretime ve oyuna sürüklenmelidir.  Suça değil.

Peki şimdi ne olacak?

Can güvenliği olmayan okullarda öğretmenler nasıl eğitim verecek? Aileler çocuklarını nasıl güvenle okula gönderecek?

Yetkililerden sorumluluk ve istifa beklenirken, mesele yine “siyasi tartışma”ya indirgeniyor. Oysa gerçek şu; acının siyaseti olmaz, ama katliamlar politiktir.

Çocuklar öldüğünde eleştirilere karşı hızla refleks gösterilirken önlem almak, sistemi değiştirmek ve iyileştirmek için aynı refleksi göremiyoruz.

Asıl soru hâlâ ortada duruyor: Çocukluk nereye gidiyor?

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış