Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Entegrasyonun Masumiyeti ve Gerçek Hayatın Direnci

Entegrasyon kavramı, özellikle son zamanlarda siyasal tartışmalarda neredeyse otomatik bir iyimserlikle anılır hale geldi. Latince integrare köküne atıfla yapılan tanımlar, kavramın “yeniden bütünleşme”, “tamamlanma” ve “karşılıklı uyum” gibi olumlu çağrışımlarını öne çıkarıyor. Bu etimolojik vurgu neredeyse güçlü bir iddiaya dönüşüyor. Bu iddiaya göre ise entegrasyon, doğası gereği eşitlikçidir, zorunlu olarak asimilasyon değildir, hatta doğru uygulandığında özgürleştiricidir.

Entegrasyonun Masumiyeti ve Gerçek Hayatın Direnci

Bazen bir şeyin içine alınmak, onun yapısal bir parçası haline gelmek anlamına gelmiyor. Büyük bir yapının gölgesinde durmakla, o yapının taşıyıcısı olunmuyor. Yine de çoğu zaman bu iki durum aynı ve tek bir sözcükle anlatılabilir. Sözcük yerinde durur, anlamı değişir. İnsanlar ise bu değişimi fark ettiklerinde çoktan başka bir düzenin parçası haline gelmiş olduklarını anlarlar.

Entegrasyon kavramı, özellikle son zamanlarda siyasal tartışmalarda neredeyse otomatik bir iyimserlikle anılır hale geldi. Latince integrare köküne atıfla yapılan tanımlar, kavramın “yeniden bütünleşme”, “tamamlanma” ve “karşılıklı uyum” gibi olumlu çağrışımlarını öne çıkarıyor. Bu etimolojik vurgu neredeyse güçlü bir iddiaya dönüşüyor. Bu iddiaya göre ise entegrasyon, doğası gereği eşitlikçidir, zorunlu olarak asimilasyon değildir, hatta doğru uygulandığında özgürleştiricidir.

Aslında sorun da burada başlıyor. Sosyolojik kavramların tarihi, sözlüklerin sayfalarında yazılandan çok toplumsal ilişkilerin içinde şekillenir. Çünkü etimoloji, bize bir sözcüğün nereden geldiğini söyler, ama onun nereye gittiğini toplumsal süreç belirler.

Dil, cansız bir sözcükler kümesi değildir. Kavramlar, tıpkı toplumsal yapılar gibi yaşar, dönüşür, aşınır ve zamanla anlam kaymalarına da uğrar. Bir kavramın etimolojik kökeni, onun tarihsel ve siyasal pratikte hangi işlevleri üstlendiğini açıklamakta çoğu zaman yetersiz kalır. “Entegrasyon” da bu açıdan istisna değildir. Aksine, modern siyasal tarihte entegrasyon kavramı, çoğunlukla eşitler arası bir bütünleşmeden ziyade, güç asimetrilerinin üzerini örten bir dilsel perde işlevi görmüştür.

Biliyoruz ki toplumsal ilişkiler niyetlerle değil güç dengeleriyle şekillenir. Eşit olmayan taraflar arasında kurulan her “bütünleşme”, kaçınılmaz olarak hiyerarşik bir nitelik kazanır. Bu nedenle entegrasyonun gerçekten karşılıklı ve özgürleştirici olabilmesi, ancak tarafların eşit siyasal özne olmaları, eşit maddi koşullara ve birbirini dengeleyebilecek güç kapasitesine sahip olması halinde mümkün olabilir. Aksi durumda entegrasyon, güçlü olanın normlarını hakim hale getirdiği, zayıf olanın ise bu normlara uyum sağlamaya zorlandığı tek yönlü bir sürece dönüşür.

Öte yandan entegrasyonun, özellikle devlet gibi yapısal olarak hiyerarşik karakteri baskın olan kurumlarla kurduğu ilişkiye de bakmak gerekir. Doğası gereği eşitler arası bir alan olmayan devlet, meşru şiddet tekeline sahip olan ve bu tekel aracılığıyla toplumu düzenleyen bir iktidar aygıtıdır. Böyle bir yapıya “entegrasyon”, ister istemez bir içerme–kapsama–yutma ilişkisi üretir. Entegre olan, devletin normlarına, hukukuna, zamanına ve meşruiyet tanımlarına dâhil olur. Fakat bu dâhil olma, çoğu zaman kurucu bir eşitlik şeklinde değil, daha çok bir tabi olma hali üretir.

Tarihsel örnekler de açıkça gösteriyor ki eşit güç ilişkilerine dayanmayan entegrasyon, bütünleşmenin tersine, düzenleyici bir tahakküm biçimine dönüşüyor. Örneğin Amerika kıtasındaki yerli halkların Avrupalı sömürgeci düzenlere “entegrasyonu”, bunun en trajik örneklerinden biridir. Yerli topluluklar, resmi söylemde “medenileştirme”, “uygarlaştırma” ve “entegrasyon” adı altında yeni siyasal yapılara dahil edildiler. Ancak bu süreç, karşılıklı bir bütünleşme değil; toprak kaybı, kültürel yıkım, biyolojik felaketler ve siyasal silinme ile sonuçlandı.

Yine Avustralya’da “entegrasyon” politikaları özellikle çocuklar üzerinden yürütüldü. “Kayıp Kuşaklar” olarak bilinen uygulamada, Aborjin çocuklar ailelerinden alınarak beyaz toplumla “uyumlu” bireyler olarak yetiştirildi.

Modern Avrupa’da ise göçmenlere yönelik entegrasyon politikaları çoğu zaman “uyum” başlığı altında tanımlandı. Bu uyum, ev sahibi toplumun dönüşümünü değil, göçmenin ev sahibi tarafından belirlenmiş bir kalıba girmesini gerektiren tek taraflı bir yükümlülüğe dönüştü.

Bu tarihsel örnekler istisna değildir. Benzer durumu modern ulus-devlet pratiklerinde de görmek mümkündür. Ulus-devlet, homojenlik üzerine kurulu bir siyasal projedir ve doğası gereği farklılıkları törpüleme eğilimi güçlüdür.

Entegrasyonun kendisi tek başına ne iyi, ne kötüdür. Belirleyici olan, entegrasyonun hangi güç ilişkileri içinde, hangi kurumsal yapılarla ve hangi eşitlik düzeyinde gerçekleştiğidir. Eşitsizliğin yapısal olduğu bir zeminde entegrasyon, iyimser beklentilerin aksine, dengeleyici değil müesses nizamı tahkim edici bir işlev görür. Güçlü taraf daha da güçlenirken, zayıf taraf kendi özerkliğini, pazarlık kapasitesini ve siyasal görünürlüğünü yitirir.

Bu nedenle entegrasyon tartışmasını toplumsal ve siyasi boyutundan arındırıp yalnızca kavramsal anlam üzerinden yürütmek, politik gerçekliği gözden kaçırmak anlamına gelir. Entegrasyonun gerçekten demokratik bir içerik kazanabilmesi, ancak hiyerarşilerin çözüldüğü, güçlerin dengelendiği ve tarafların birbirini dönüştürme kapasitesine sahip olduğu koşullarda mümkün olur. Bunun dışındaki her entegrasyon çağrısı, iyi niyetli olsa bile, mevcut düzenin yeniden üretimine olanak sağlama riski taşır. Bu nedenle mesele entegrasyonun adı değil, hangi düzeni güçlendirdiğidir.

---

Not: Francisco Goya - Satürn Oğlunu Yerken

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir