Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Eylem Ataş’ın 10. Yılında…

On yıl… İnsan “on yıl” deyince uzun bir zaman sanıyor. Oysa bazı yoklukların zamanı olmuyor. Bazı acılar eskimiyor, yalnızca biçim değiştiriyor. İlk gün yüreğin ortasına bir taş gibi oturan şey, yıllar geçtikçe insanın içinde yaşayan ikinci bir kalbe dönüşüyor…

Eylem Ataş’ın 10. Yılında…

On yıl… İnsan “on yıl” deyince uzun bir zaman sanıyor. Oysa bazı yoklukların zamanı olmuyor. Bazı acılar eskimiyor, yalnızca biçim değiştiriyor. İlk gün yüreğin ortasına bir taş gibi oturan şey, yıllar geçtikçe insanın içinde yaşayan ikinci bir kalbe dönüşüyor…

On yıl oldu Eylem. Arkandan öyle hüzünlü şeyler yazmak istemiyorum. Çünkü hüzün acıyı süsler, acının etrafına kelimelerden ince bir örtü örer ve onu katlanılır kılar. Oysa benim içimde, bütün ‘yangın’larından soyunmuş, gösterişsiz, çırılçıplak bir acı var. On yıldır yerinden kıpırdamayan, her yıl boşluğu biraz daha derinleşen bir acı. Ama biz yine de acımıza sarılıp, yürümeye devam edelim.

Eylem Ataş’ın 10. Yılında…Bir Çerkes atasözü der ki: Bütün kardeşler aynı anneden doğmaz. Şimdi size aynı anneden doğmadığım bir kardeşimden söz edeceğim. 27 Haziran 2016 tarihinde adını sonsuzluğa yazdıran kardeşimden. Eylem Ataş’tan ve onun enternasyonalist eyleminden.
Eylem Ataş: Rojava’da IŞİD’li canilerle savaşırken ölümsüzleşen Türkiyeli devrimci. 14 Ekim 1992, Adana doğumlu, Aladağlı bir Yörük kızı…
Çocukluğundan beri tanırım seni. Gülünce kaybolan gözlerinden, çıkık elmacık kemiklerinden, gamzelerinden… Daha hayatın bütün ağırlığını omuzlamamışken bile insana cesaret veren bakışlarından.

Gorki’nin Ana romanını göndermiştim sana, 2007 yazında, abinle. Yoldaşındı abin. Kitabın içine bir de not yazmıştım. Kitaptan bir alıntıydı; anımsadığım kadarıyla şöyleydi:

“Bu dünyada dostlar görüyordu. Ve bu dostlar çoktandır tek vücut halinde, azimle, yeryüzünde adaleti kurmaya karar vermişler, kararlarını sayısız acılarla kutsallaştırmışlar, sevinçli, neşeli, yeni bir aydınlık yaşantı yaratmak için kendi kanlarını cömertçe akıtmışlardı. Her şeyi anlamaya, her şeyi birleştirmeye can atan yeni bir yürek doğuyordu yeryüzünde.”
Sen o yüreği alıp göğüs kafesinin içine koydun Eylem. O yeni yürek sende çarptı.
Sonra hızla büyüdün.

Sokaklar, alanlar, meydanlar tanık oldu buna. Bir insanın kendi hayatının sınırları içinde kalmayı reddetmesi büyük bir sıçramadır. Sen o sıçramayı yaptın.

Ve yalnızca kendi sınırlarını aşmadın. Sana ait olmayan bir acıyı kendi acın bildin. Sana “uzak” denileni yakın kıldın. Başka bir halkın yarasını kendi yüreğinde taşıdın. Birçok insan için anlamsızlıklarla dolu bir hikaye barındırıyor yaşamın. Torosların tepesinde başlayan bir hayat, neden Rojava’da hiç tanımadığı insanlar için son buldu? İstese görece rahat yaşayacağı bir hayattan neden ömrünün baharındayken indi?
Aslında dönüp dönüp sorulması ve ısrarla cevaplanması gereken bir soru bu. Çünkü bu sorunun cevabında devletleri, sınırları, milliyetleri reddeden bir devrimci anlayış yatıyor. Yıldızlı beresiyle tüm dünya ezilenlerini aydınlatan yoldaş Che’nin devrimci çizgisi parıldıyor. Irkı tüm insanlık, vatanı tüm dünya olanların görkemli hayatları yaşıyor.

İnsanın, üzerinde yaşadığı kara parçasını doğal sınırları dışında parçalara ayırması kendi türü dışındaki canlıların idrak edebileceği bir şey değildir. Gökte, yerde veya denizde bulunan diğer canlılar için, insanların kendi çıkarları amacıyla oluşturduğu sınırların hiçbir anlamı ya da geçerliliği yok. Düşünsenize; sınırın Türkiye yakasında toprağa tutunmuş olan çakır dikeninin Suriye yakasında bulunanından ne farkı olabilir? Ya da yiyecek bir şeyler aramak dışında haylaz haylaz dolaşan “Kızıl Tilki” (tüm dünyada bilinen ismiyle “vulpes vulpes kurdistanica” yani Kürdistan tilkisi) nerden bilir durmadan iki ülke arasındaki sınırı ihlal ettiğini? Göçmen kuşlar “koca koca devletler”in hava sahalarını mevsimsel olarak işgal ettiklerinin farkındalar mıdır?

İnsanların kurduğu iktidarlar ve o iktidarların biçimlendirdiği zihinler dışında, doğanın geri kalanı için bunların hiçbir manası yoktur. İktidarların yarattığı sınırların en tehlikelisi insanın zihninde kurduğudur. Topraklar üzerinde oluşturulan sınırlar zamanla değişir, silinir, yok olur. O sınırlar geçilir ya da belki geçilemez. Ancak kavgasına aşkla bağlanmış olanların önünde hiçbir zaman engel olamazlar. Zihinlerinde iktidarları, sınırları yıkmış olanlar, bedenleri tutsak olsa bile “sınırları” çoktan geçmişlerdir ve özgürdürler. Sınırı geçmeyi düşünmeye başlamak, zaten o sınırı geçmek demektir.

Eylem o sınırları zihninde yıktı ve eylemiyle paramparça etti. Toplumun nesnesi olmanın ötesine geçip öznesi olmayı başardı. Çünkü “İnsan eylemiyle insandır.” Birinci zaferi buydu kardeşimin…
İkinci zaferi daha büyüktü ama. Ve ne çare ki; büyük zaferlerin büyük bedelleri olur.
Tüm dünyayı tek bir vatan olarak görenler tekil vatanlarını reddederler. Ne kadar vatansızsanız o kadar özgürsünüzdür. Onlar için dünyanın neresinde yaşanıyorsa yaşansın vahşet, zulüm, adaletsizlik birdir ve ezilenler karşısında ezenler ortak düşmandır. Dinlerin, milletlerin, devletlerin çizdiği sınırlar, yarattıkları paradigmalar onlar için yok hükmündedir. Nerede bir zulüm varsa oradaki direnişin tam yanındadırlar. Aynı anneden doğmasalar da tüm ezilenlerin kardeş olduğuna inanırlar. Zulme karşı direnişleri, yoksullukları kardeştir çünkü onların. Ve bu anlamıyla onlar her türlü tutsaklığın dışında dünyanın vatansız özgür insanlarıdırlar.

Dinlerin, milletlerin, devletlerin sınırladıklarının ötesinde yaşayıp büyük insanlığın bir parçası olmayı başardı Eylem, daha 23 yaşındayken. Tüm insanlığın eşit ve özgür tek bir millet olduğu o büyük düşün ışıldayan gülüşlerinden biri oldu. Yıldızların altında doyasıya türkü söyleyemeden, yüreği çılgınca çarpmayı bırakmadan, boynuna sevdalı kollar doyasıya sarılmadan…

Bir insanın başka insanlar için hayatını feda etmesi yeryüzündeki en büyük erdemlerden biridir. Eylem bu erdemini enternasyonalist bilinçle taçlandırıp, büyük insanlığın dayanışma bayrağını en yukarılara taşıdı. Büyük devletlerin, “büyük” çıkarları için ilk önce doğurup sonra inkar ettiği ahir zaman Kabil’lerinin karşısına, karanlığın en yoğun olduğu an dikildi. Elindeki meşaleyi karanlığın gözlerine doğru tuttuğu coğrafya bin yıllardır kanın, nefretin, ihanetin temsilcilerinin kalleşçe saldırılarına uğramıştı ve fakat her seferinde direniş ve direnişçilerini büyüttü. Kardeşim de o direnişçilerden biriydi ve ikinci zaferi de bu oldu…

Eğer sen gittiğinden beri -her gün mutlaka aklımıza geliyor oluşuna rağmen- sevebiliyor, kıskanabiliyor, üzülebiliyor, sinirlenebiliyor, arzulayabiliyor, mantıklı düşünüp mantıksız hareket edebiliyor, yani yaşamın o günlük telaşına kendimizi kaptırabiliyorsak, her şeye rağmen yaşıyoruz demektir. Ama sen yoksun. Ama biz yaşıyoruz. Katı bir acı çöküyor göğüs kafesimize, on yıldır orada taşıdığımız acı çıkıyor yerinden, karşımıza dikiliyor, bakıyoruz: Acımız seninle yaşıt, endamı, güzelliği, gülüşü tıpkı sen. Hiçbir acı senin kadar güzel gülmemişti yüzümüze. Sarılmak istiyoruz karşımızda dikilen o acıya sımsıkı, hasretle… Sarılamıyoruz. Kaybolup gidiyor gülünce kaybolan güzel gözleriyle.
Gittiğinden beri hiçbir şey değişmedi. Yokluğuna olan özlemimiz aynı. Gülüşünü özledik. Neşeni. Öfkeni.

Ey Aladağlı kız! Yörük kızı! Şimdi senin büyüdüğün dağlarda nergisler, papatyalar boy veriyor. Ve bir gün tıpkı senin düşlediğin gibi, çocuklar ninnilerle büyüyecek savaştığın topraklarda. Salıncaklar kurulacak ağaçlara. Kimse ezmeyecek çiçekleri. Kimsenin gözünden kara yaşlar dökülmeyecek. Minbiç’te, düştüğün yerde küçük bir dere inceden akmaya başladı şimdi. Elbet denize ulaşacak. Bir gün karanlığın en koyu yerinde tuttuğun meşale başka ellerde çoğalacak. Doğru yolun sonu hayata çıkacak Eylem. Güneşe çıkacak. İliklerimize kadar üşümeyeceğiz soğuktan.
Özlemle güzeller güzeli.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir