Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

İtirazdan İnşaya Sol Siyaset

Var olan bütün sol ve sosyalist yapıların ve Kürt siyasi hareketinin ortak veya birleşik mücadele çağrısı yaptığı günümüzde bu stratejik ayrımı ve diyalektik birliği nasıl gerçekleştireceğimizi tartışmanın zamanı geldi, hatta geçiyor. Kendi önceliklerimizi dayatmadan, kimseyi küçük görmeden ve hiçbir düzen muhalifi siyasi kümeyi dışlamadan; bu tartışmayı hızla gerçekleştirmek ve çıkardığımız sonuçlar doğrultusunda örgütlenmeye başlamak zorundayız. Aksi halde seçim dönemi pazarlıklarına sıkışmış, iktidarlar değişse bile değişmeyen düzeni seyreden ve düzen partilerine kadro yetiştiren kümeler halinde kalmamız kaçınılmaz olacak.

İtirazdan İnşaya Sol Siyaset

Türkiye solunda son yıllarda yürüyen birleşik mücadele tartışmaları çoğunlukla aynı soruya kilitleniyor: İktidardan nasıl kurtuluruz?

İktidarların değişmesi elbette sadece sosyalistlerin, devrimcilerin iradesi ve çabasıyla gerçekleşmez. Hakim sınıflar arasındaki çelişkiler ve toplumsal tepkiler de düzen partileri arasında nöbet değişikliklerine yol açar. Ne var ki bu değişiklikler düzen değişikliğiyle değil düzenin restorasyonu ile sonuçlanır. Eğer talebimiz bununla sınırlı değilse, Türkiye sosyalist ve devrimcilerinin “iktidardan nasıl kurtuluruz?” sorusuna  “Sol Odak nasıl kurabilir?” sorusuyla birlikte yanıt vermekten başka bir çaresi yoktur. 

“İktidardan nasıl kurtuluruz” sorusu son derece meşru olsa da, kendi içinde güçlü bir varsayım barındırıyor: Siyasetin nihai hedefi, iktidarın el değiştirmesidir. Oysa sol siyaset tarihsel olarak, yalnızca kimin yöneteceği sorusuna yanıt aramakla değil, yönetme ilişkisinin kendisiyle de hesaplaşmak zorundadır. Bu nedenle bugün solun önündeki esas mesele, iktidarı ele geçirmek kadar, yöneten–yönetilen ikiliğini aşan yeni bir siyasal-toplumsal ilişkiyi nasıl kuracağıdır. Bu aşma çabası, mevcut devlet aygıtını ve merkezi iktidarı görmezden gelmek değil; aksine, toplumsal özneleşmeyi iktidar alanının hem içine hem de ötesine taşıyarak, o alanın baskıcı niteliğini sönümlendirecek bir "karşı-güç" inşa etmektir.

Bu bağlamda Yeşil Sol Parti’nin tartışmaya açtığı “sol odak – demokrasi koalisyonu”, yalnızca taktik bir öneri olmayıp siyasetin doğasına dair kurucu bir itiraz içerir. Sol odak – demokrasi koalisyonu ayrımı bu nedenle bir örgütlenme tekniği değil; itirazla kuruculuğu diyalektik bir bağla birleştiren stratejik bir çerçevedir. Bu ayrım, sol siyaseti iki temel soruyla yeniden düşünmeye çağırır: Neye karşıyız? Ne istiyoruz?

Demokrasi koalisyonu: Neye karşıyız?

Demokrasi koalisyonu, öncelikle bir karşı çıkış zeminidir. Otoriterleşmeye, tek adam rejimine, kayyım düzenine, emeğin hakların gaspına, kadına karşı şiddete ve ekolojik yıkıma karşı farklı güçlerin yan yana gelmesini ifade eder. Buradaki "itiraz", kuruculuktan kopuk pasif bir duruş değildir. Aksine, demokrasi koalisyonunun ördüğü savunma hattı, sol odağın filizlenebileceği güvenli alanı ve meşruiyet zeminini sağlar. "Neye karşıyız?" sorusuna verilen her güçlü yanıt, aslında "ne istediğimize" dair ilk yapı taşlarını da içinde taşır.

Ne var ki demokrasi koalisyonu, doğası gereği negatif bir birlikteliktir. Neyi reddettiğimizi söyler, fakat nasıl bir toplumsal düzen istediğimizi tek başına tarif etmez. Bu nedenle kurucu bir gelecek tasavvurundan çok, mevcut yıkımın durdurulmasına odaklanır. Tam da bu nedenle bu alan, sol odağın kendi siyasal hattını koruyamadığı koşullarda, hızla düzen muhalefetinin sınırlarına daralabilir. Oysa tarihin bize gösterdiği gibi toplumları harekete geçirmenin  ve bu hareketliliği kalıcı kılmanın vazgeçilmez unsurlarından birisi de somut bir gelecek tasavvurunun yarattığı umuttur. Bir başka deyişle “Ne İstiyoruz” sorusudur.

Sol odak: Ne istiyoruz?

“Ne istiyoruz?” sorusu, yalnızca karşı çıkışla yanıtlanamaz. Bu soruya yanıt verebilmek, pozitif bir siyasal ufuk, ortak bir yön ve kurucu bir tasavvur gerektirir. Yeşil Sol’un “sol odak” kavramı tam da bu ihtiyaca karşılık gelir. Sol odak, partiler arası bir koordinasyon ya da seçim ittifakı değildir. Emek mücadelesini, kadın hareketini, ekoloji direnişlerini ve Kürt sorununun demokratik çözümünü aynı toplumsal gelecek tahayyülünde buluşturan çok eksenli bir odaklaşmadır.

Bu odaklaşma, farklı toplumsal kesimlerin çelişkisiz bir toplamı değildir. Sol odak, örneğin istihdam odaklı bir sendikal talep ile doğayı koruma odaklı bir ekoloji direnişi arasındaki olası gerilimleri, "yaşamın savunulması" ortak paydasında buluşturup müzakere eden bir demokratik sentezleşme alanıdır. Bu alan, farklılıkları bir potada eritmek yerine, onları ortak bir kurucu iradeye dönüştürür.

Demokratik kuruculuk: Sol odağın siyasal ufku

Demokratik kuruculuk, yöneten–yönetilen ikiliğini aşan bir toplumsal düzeni ifade eder. Bu yaklaşım, devleti bir gecede ortadan kaldırma hayali değil devlet dışı alanları, meclisleri ve yerel ağları devlet aygıtının toplum üzerindeki mutlak belirleyiciliğini yok etme hedefiyle güçlendirmektir. Siyaset, merkezi iktidar üretme faaliyeti değil, toplumun kendi yaşamını kolektif biçimde kurma süreci olarak kavranır. Bu nedenle demokratik kuruculuk, yalnızca yönetsel biçimlerin değil; sermaye birikimine dayalı sınıf iktidarının aşılmasını hedefleyen bir toplumsal dönüşüm perspektifidir.

Demokratik kuruculuk emekçilerin haklarını, yerel ve yatay örgütlenmeleri, kadınların eşitlik ve özgürlüğünü, ekolojik yaşamı ve barışı birer talep değil kurucu ilke olarak ele alır. Bu nedenle sol odak, yalnızca bugünün muhalefetine değil, yarının toplumsal düzenine dair bir iddiaya dayanır.

Sol odak içindeki çok-eksenlilik, bu alanların mekanik bir toplamı değildir. Sermaye birikim süreci,  doğanın talanından kadının ev içi emeğinin sömürüsüne, Kürt sorununun sınıfsal karakterinden çalışma yaşamındaki güvencesizliğe kadar tüm ezilme biçimlerinin ortak paydasıdır. Bu nedenle Sol Odak tüm bu mücadeleleri antikapitalist bir hat üzerinde birleştiren ve sistemi kalbinden (üretimden) vurma kapasitesine sahip olan kurucu eksendir.

Demokratik kuruculuk birkaç örgütlü siyasi yapının yan yana gelmesi veya birleşmesi ile ortaya çıkabilecek bir şey olmadığı gibi soyut bir tercih ya da irade beyanı değildir. Belirli toplumsal ve siyasal koşullar olmaksızın kurulamaz. Bu koşullar aynı zamanda, yöneten–yönetilen ikiliğini aşmayı hedefleyen bir siyasetin nerede güç kazandığını, nerede zayıfladığını da gösterir.

Birincisi toplumsal hegemonyadır.

Hangi sorunların meşru kabul edildiği, hangi taleplerin “gerçekçi” sayıldığı, hangi çözüm yollarının kaçınılmaz görüldüğü bu alanda belirlenir. Emek sömürüsü, ekolojik yıkım, kadın özgürlüğü ve Kürt sorunu toplumsal algıda tali meseleler olarak kaldığı sürece, demokratik kuruculuk dar bir çevrenin dili olmaktan öteye geçemez. Kurucu bir siyaset; önce neyin konuşulabilir ve talep edilebilir olduğunu dönüştürmek, sermayenin "başka alternatif yok" diyen ideolojik hegemonyasını parçalamak zorundadır.

İkincisi örgütlü toplumsal güçtür.

Sendikalar, kadın hareketi, ekoloji direnişleri, yerel inisiyatifler ve örgütlenmeler olmadan demokratik kuruculuk yalnızca bir iddia olarak kalır. Yöneten–yönetilen ikiliğini aşmak, ancak yönetilenlerin kendi yaşam alanlarında söz ve karar üretme pratikleriyle mümkündür. Bu nedenle kuruculuk sandıkta değil; grevde, forumda, direniş alanında ve gündelik yaşamın örgütlenmesinde ete kemiğe bürünür.

Üçüncüsü devlet dışı alanlarda belirleyiciliktir.

Kültür, medya, eğitim ve gündelik yaşam üzerinde etkisi olmayan bir siyasal hat, formel siyaset alanında güç kazansa bile toplumu dönüştüremez. Demokratik kuruculuk, yalnızca yasalarla değil; değerlerle, alışkanlıklarla ve ortak yaşam pratikleriyle inşa edilir. Bu alanlarda söz üretmeyen bir siyaset, kaçınılmaz olarak yeniden devlet merkezli bir yönetişim anlayışına geri düşer.

Dördüncüsü ise kriz anlarında yön gösterme yeteneğidir.

Ekonomik çöküş, afet, savaş ya da toplumsal patlama anlarında “ne yapılacağını” bilen ve bunu topluma yukarıdan dayatmadan, birlikte tartışarak kabul ettirebilen bir siyasal hat, demokratik kuruculuğun gerçek taşıyıcısıdır. Kriz anları, yöneten–yönetilen ilişkisinin korkuyla yeniden üretildiği değil; kolektif aklın ve toplumsal dayanışma ağlarının "yeni iktidar odakları" olarak güçlendiği anlar hâline getirilmelidir.

Yanlış sıralama, yapısal tıkanma

Türkiye solunun önemli bir sorunu, kuruculuk zeminini güçlendirmeden, önceliği seçim merkezli genişlemeye vermesidir. Gerek DEM Parti bileşeni olan gerek dışındaki sol yapılar, söylemlerindeki bütün farklılıklara rağmen bu sorunla karşı karşıyadırlar. Bu durum, solun toplumsal mücadelelerle bağını tümüyle koparmasa da bu mücadeleleri kurucu bir siyasal hatta dönüştürmesini zorlaştırdı.  Oysa demokratik kuruculuk, seçim takvimlerine sıkıştırılamayacak kadar süreklilik arz eden bir inşa sürecidir.  Toplumsal mücadelelerin sürekliliğiyle ve ortak pratiklerle anlam kazanır.

Sonuç Yerine

Var olan bütün sol ve sosyalist yapıların ve Kürt siyasi hareketinin ortak veya birleşik mücadele çağrısı yaptığı günümüzde bu stratejik ayrımı ve diyalektik birliği nasıl gerçekleştireceğimizi tartışmanın zamanı geldi, hatta geçiyor. Kendi önceliklerimizi dayatmadan, kimseyi küçük görmeden ve hiçbir düzen muhalifi siyasi kümeyi dışlamadan; bu tartışmayı hızla gerçekleştirmek ve çıkardığımız sonuçlar doğrultusunda örgütlenmeye başlamak zorundayız. Aksi halde seçim dönemi pazarlıklarına sıkışmış, iktidarlar değişse bile değişmeyen düzeni seyreden ve düzen partilerine kadro yetiştiren kümeler halinde kalmamız kaçınılmaz olacak.

---

Kapak Görseli: Fernand Léger, İnşaatçılar - 1950

Yazar Ahmet Asena

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış