Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Suriye’de Ateş Kesildi mi?

Suriye’de “ateşkes” cümlesi yine yanlış yerde kuruluyor. Savaş bitmiyor; sadece kostüm değiştiriyor. Üniformanın üstüne bu kez “entegrasyon” rozeti takılmış olabilir, ama gökyüzünde aynı metalik vızıltı duyuluyor. Bugün Suriye siyasetinin merkezinde de tam bu gerilim var: Şam yönetimi ülkeyi yeniden tek merkezde toplamak istiyor, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) bunu “varlığını koruyarak” yapmak istiyor, Ankara SDG’yi güvenlik tehdidi olarak görüyor, ABD ise masayı ayakta tutmaya çalışırken sahadaki riskleri yönetmeye çalışıyor.

Suriye’de Ateş Kesildi mi?

Şam: “Devlet geri döndü” mesajı ve merkezileşme iştahı

Ahmed eş-Şara liderliğindeki Şam yönetimi, savaş sonrası döneme “devlet otoritesinin restorasyonu” diye isim veriyor. Bunun pratik karşılığı, ülkenin kuzey ve doğusundaki fiilî özerk alanların, özellikle de SDG’nin kontrol ettiği bölgelerin, merkezî kurumlara bağlanması. Bu çizgi, son haftalarda hem askeri baskı hem de “entegrasyon” söylemiyle ilerliyor. Reuters, Şam’ın SDG üzerindeki baskıyı artırmak için kuzeydoğuda yeni askeri hamlelere hazırlandığını, bunun da tıkanan görüşmelerde taviz koparmaya dönük olduğunu aktarıyordu.

Şam açısından bu sadece bir idari mesele değil. Devletin savaş sonrası yeniden kuruluşunda “tek ordu, tek güvenlik, tek sınır” fikri bir tür rejim sigortası. Bu sigorta, SDG’nin kolektif yapısının “bireysel katılım” gibi formüllerle çözülmesi hedefini de beraberinde getiriyor.

SDG: “Savaşı durdurmak” ile “kazanımları korumak” arasında

SDG tarafı ise iki baskı altında: Şam’ın merkezileşme hamlesi ve Türkiye’nin askeri-siyasi baskısı. Sahadaki çatışma yoğunlaştıkça SDG’nin önceliği, en azından kısa vadede, çatışmanın büyümesini engellemek oluyor. Bu nedenle SDG liderliğinin “savaşı durdurma” vurgusuyla, aynı anda “kazanımları koruma” vurgusunu birlikte kullandığı bir dil görüyoruz.

SDG’nin elindeki en hassas kartlar da yalnızca askeri mevziler değil: Rakka, Deyrizor, Haseke hattındaki enerji sahaları, sınır kapıları, IŞİD tutuklularının bulunduğu hapishaneler ve kamplar. Çatışma tırmandığında bu düğümler birer “pazarlık konusu”na dönüşüyor. Al Jazeera’nin 20 Ocak canlı akışı, çatışmaların bir cezaevi ve IŞİD tutukluları başlığıyla nasıl kritik bir güvenlik krizine evrildiğini gösteriyor.

Ankara: Güvenlik paradigması, “sabır” uyarısı ve Şam’la hizalanma

Türkiye’nin pozisyonu, SDG’yi PKK ile ilişkilendiren güvenlik yaklaşımı üzerine kurulu. Ankara, Şam’ın merkezileşme hamlesini, kendi hedefleri açısından “fırsat penceresi” olarak görüyor: SDG’nin alanının daralması, Türkiye açısından sınır hattında tehdit algısının azalması demek. Reuters’ın 15 Ocak tarihli haberinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, şiddetin tırmanması halinde Suriye ordusunun SDG’ye karşı daha fazla güç kullanmasının bir seçenek olabileceğini söylediği aktarıldı.

19 Ocak’ta Reuters bu yaklaşımın daha da netleştiğini yazdı: Türk güvenlik kaynakları, Şam-SDG anlaşmasını “tarihi dönüm noktası” olarak niteliyor ve bunu hem Suriye’de devlet otoritesinin yeniden kurulması hem de Türkiye’nin “terörle mücadele” hedefiyle ilişkilendiriyor.

Bu noktada Ankara’nın dili, “Suriye’nin birliği” söylemiyle “SDG’nin tasfiyesi” beklentisini aynı cümleye yerleştiriyor. Bu ikili dil, müzakereyi kolaylaştırmaktan çok, Şam’ın merkezileşme iştahını büyüten bir dış destek işlevi de görebiliyor.

ABD: Masayı kuran ama kefil olmaktan kaçınan aktör

ABD’nin rolü ise Suriye’deki klasik ikileminden çıkmıyor: Bir yanda IŞİD’le mücadele ve istikrar, diğer yanda Türkiye ile ilişki ve Şam’la yeni denge arayışı. İlkeTV’nin haberine göre ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, “Şam-SDG entegrasyon görüşmelerine dönmek için kesintisiz çalıştıklarını” söylüyor.

Bu, Washington’un kendini “barışın garantörü” olarak değil, daha çok “kriz yöneticisi” olarak konumladığını gösteriyor: Tırmanmayı frenlemek, tarafları aynı masada tutmak, ama masanın sonucuna tam kefil olmamak. Nitekim sahada ateşkes duyuruları yapılırken bile “ateşkesin baskı altında” seyrettiğini ve ihlal suçlamalarının sürdüğünü görüyoruz.

ABD’nin bu “ısı ayarı” yaklaşımı, kısa vadede patlamayı geciktirebilir; ama uzun vadede belirsizliği kalıcılaştırma riski taşır. Çünkü tarafların her biri, Washington’un neyi ne kadar engelleyeceğini tam bilmediği için, kendi hamlesini “sonuç almaya” değil “maliyet üretmeye” göre kurgulayabilir.

Suriye siyasetinde yeni düğüm: Entegrasyon bir uzlaşma mı, bir çözme operasyonu mu?

Bugünün kilit sorusu şu: Şam’ın “entegrasyon” dediği şey, SDG’nin kolektif varlığını ve yerel yönetim düzenini tanıyan bir uzlaşmaya mı dönüşecek, yoksa yapıyı bireylere indirgemeyi hedefleyen bir çözme operasyonuna mı? Bu soru, teknik bir idari düzenleme sorusu değil. Suriye’nin savaş sonrası rejiminin karakteri, yani “çoğul bir siyasi düzen mi, disipliner bir merkezî devlet mi” sorusu.

Üstelik bunun insani faturası şimdiden ağır. Reuters, Halep hattındaki çatışmaların günler içinde 150 bini aşkın kişiyi yerinden ettiğini aktarmıştı. Sahada çatışma büyüdükçe, göç, ekonomik çöküş, altyapı krizi ve IŞİD riskinin birlikte yükselmesi kaçınılmaz hale geliyor.

Önümüzdeki tabloyu özetlersek: SGD ve Kürtlere dönük saldırılar, artık yalnızca topçu ve SİHA meselesi değil; “entegrasyon” kelimesinin içine hangi siyasetin doldurulacağı meselesi. Eğer entegrasyon, yerel iradeyi ve çoğulcu yaşamı anayasal güvenceye bağlayan bir uzlaşma değil de, kurumları söküp insanları “tek tek” çözen bir disiplin mekanizması olarak işletilirse, bugün “ateşkes” diye anılan şey yarın daha geniş bir istikrarsızlığın penceresi olur. ABD bu tabloda masayı kurmaya devam eder, ama masanın altındaki bıçağı çekip çekmeyeceği belirsiz kalır. Ve belirsizlik, bu coğrafyada genellikle en pahalı para birimidir.

 

Yazar Ecehan Balta

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış