Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Trump, Grönland Adasını Neden İstiyor?

Trump'ın yaptığı son açıklamalar dikkate alındığında bir geri adım attığı anlaşılıyor. Örneğin Trump'ın Grönland adasını işgal etmesinin söz konusu olmayacağını açıklaması, adanın bir bölümünde ABD askeri üssünün kurulmasının AB'nin güvenliği için de olumlu olacağını açıklaması, bir uzlaşma eğilimini ortaya koymaktadır. Bu nedenle Trump'ın belirlediği Amerika kıtası güvenlik stratejisini, tek başına askeri güç kullanarak başarmasının oldukça zor olduğu açıktır. Bu nedenle ABD'nin askeri gücündeki üstünlüğüne rağmen sanıldığı gibi tek başına sonuç elde etmesi pek mümkün değildir.

Trump, Grönland Adasını Neden İstiyor?

Trump, ikinci döneminde agresif politikalarını çok daha fazla artırdı ve NATO üyesi ülkelerden dahi toprak talebinde bulunmaya başladı. Danimarka'dan Grönland adasını istiyor. Kanada'nın ABD toprağı olduğunu belirtiyor ve bu nedenle 51. eyalet olarak görüyor. İlginç bir durum ortaya çıkıyor: NATO'nun bir üyesi, bir başka NATO üyesi ülkenin topraklarını zorla ele geçirmekten bahsediyor. Bu durum NATO'nun 5. maddesinin kime karşı nasıl uygulanacağı tartışması yaratıyor. Aynı şekilde NATO'nun fiilen dağılması ya da dağıtılması sürecinin başladığına dair ciddi analizler yapılmaya başlandı.

Trump'ın 29 sayfalık yeni güvenlik stratejisi 'Önce Amerika' ilkesinin yeniden güncellenmesi olarak tanımlandı. 1817-1825'te görev yapan ABD Başkanı James Monroe'dan Monroe Doktrininin 21. yüzyıla uyarlanmış hali olarak tanımlanan Trump Doktrini, ABD'nin yeniden kendi içine dönmesi ve küresel gücü yeniden ele alması ilkesine dayanıyor. ABD'nin iç dinamiklerinde krizler yaşadığı biliniyor. Bunun aşılması için hem askeri güç kullanılarak küresel ekonomik hegemonyasını yeniden tesis etmek ve özellikle enerji yataklarının kontrolünü ele geçirmek hem de yeni toprakların zor kullanılarak kontrol edilmesini hayata geçirmeyi hedefliyor. Bunu sağlarken de aynı zamanda ABD'nin iç dinamiklerinin de askerileştirilmesine dair bir planı da hayata geçirmek istiyor. Yani ABD'nin özellikle İkinci Dünya Savaşı'nda kurduğu küresel dünya düzenini bizzat yine ABD tarafından tasfiye etmesini sağlamak ve 21. yüzyılın gerçeğine uygun bir dünya düzeni kurmak istiyor.

Grönland'ın Kısa Tarihi

Grönland coğrafi olarak Kuzey Amerika kıtasının bir parçasıdır. Ancak 986 yılından itibaren yani bin yıldan fazladır Avrupa'ya bağlıdır. İzlanda'ya yerleşen Norveçli Vikinglerin 10. yüzyılda Grönland'ın güney kesimlerine yerleştikleri, 15. yüzyılın sonlarından itibaren Portekiz'in yeni sömürgeler elde etmek için Kuzey'den Asya'ya bir deniz rotası oluşturmak amacıyla Grönland adasını kontrol altına aldıkları belirtilir. 17. yüzyılda Danimarka-Norveçli kâşifler Grönland'a yeniden ayak bastılar ve böylelikle ada İskandinav bölgesine dahil edilmiş oldu. 1814'te Danimarka ile Norveç ayrılıp Norveç yeni bir krallık olunca, iki krallığın anlaşmasıyla Grönland'ın egemenliği Danimarka'ya geçti.

Grönland, Danimarka Krallığı'na bağlı özerk bir bölgedir ve krallığın üç kurucu parçası içinde yüzölçümü bakımından en büyüğüdür; diğerleri Danimarka ana karası ve Faroe Adaları'dır. Grönland, Hans Adası üzerinde Kanada ile 1,2 km'lik küçük bir kara sınırı paylaşır. Grönland vatandaşları, Danimarka'nın ve Avrupa Birliği'nin tam vatandaşıdır. Grönland, Avrupa Birliği'nin Denizaşırı Ülkeleri ve Toprakları arasında yer almaktadır ve Avrupa Konseyi'nin bir parçasıdır. Kanada Arktik Adaları'nın doğusunda, Arktik ve Atlantik okyanusları arasında yer alan dünyanın en büyük adasıdır. Kuzey kıyısı açıklarındaki Kaffeklubben Adası, dünyanın tartışmasız en kuzey kara noktasıdır; 1960'lara kadar ana karadaki Cape Morris Jesup bu şekilde kabul ediliyordu.

Grönland'ın İdari Durumu

1953 Danimarka Anayasası, Grönland'ın sömürge statüsünü sona erdirerek Danimarka devletine entegre etmiştir. 1979 Grönland özerklik referandumunda Danimarka, Grönland'a iç yönetim hakkı tanımıştır. 2008 Grönland öz yönetim referandumunda ise Grönlandlılar, Danimarka hükümetinden yerel Naalakkersuisut'a (Grönland hükûmeti) daha fazla yetki devreden Öz Yönetim Yasası'nı kabul etmişlerdir. Böylelikle Grönland Özerk Hükümeti'nin başkenti ve en büyük şehri Nuuk'tur. Hükümet birçok kamu hizmeti dahil olmak üzere yetki alanının sorumluluğunun büyük bir kısmını kendisi üstlenmiştir. Vatandaşlık, para politikası, güvenlik politikaları ve dış ilişkilerde merkezi Danimarka hükümetine bağlıdır. Bunun dışındaki alanlarda Grönland hükümeti büyük bir özerkliğe sahiptir.

Grönland için ilginç bir durum söz konusudur. Danimarka Kraliyet toprağı sayılmakla birlikte 23 Şubat 1983 tarihinde yapılan bir halk oylaması sonucunda AET'den ayrılma kararı aldı ve 1 Şubat 1985'te Grönland kendi isteğiyle topluluktan ayrıldı. Grönlandlılar, Danimarka nedeniyle AB vatandaşıdırlar ancak Şubat 1985 yılındaki referandumla Avrupa Birliği'nin dışındadır.

Grönland'ın yüzölçümü yaklaşık 2.166.086 km² olup bunun %83'ü buzdur. Adanın çok az bir kısmı dışında karla kaplıdır. 2022'de nüfusu 56.583 olan Grönland, dünyanın nüfus yoğunluğu en düşük ülkesidir. Grönland nüfusunun büyük çoğunluğu İnuitlerden oluşmaktadır. Nüfusun %88'i İnuit (yerli) ve %12'si ise Avrupalıdır. İki resmi dil kullanılmaktadır. Resmi dil olarak İnuit halkının çoğunluğu tarafından konuşulan Grönlandca (Kalaallisut, İnuktun ve Tunumiisut) kullanılır. İkinci dil olarak yönetim ve eğitimde Danca kullanılırken, turizm bölgeleri ve genç nüfus arasında İngilizce yaygınlaşmaktadır.

2023 yılı tahmini GSYİH yaklaşık 4,5 milyar dolar ve Kişi Başına Düşen Milli Gelir ise yaklaşık 55 bin dolardır. Ekonomik olarak Grönland, toplam kamu gelirlerinin neredeyse yarısına denk gelen Danimarka yardımlarına büyük ölçüde bağımlıdır.

ABD'nin Öncelikli Hedefi Grönland Adası

Trump, Kanada dahil bütün Kuzey Amerika'yı hatta Latin Amerika'nın tamamını ABD toprağı olarak görüyor. Bunu sıklıkla dile getiriyor. Venezuela'nın doğal zenginliklerini ABD malı olarak görmesinin nedeni, kıtanın tamamı üzerinden hak iddia etmesinden geliyor. Ancak zayıf halka olarak Grönland adasını öncelikli olarak ön plana çıkardı. Grönland bölgenin en büyük adasıdır. Atlas Okyanusu içinde yer alan ve coğrafik olarak Kuzey Amerika kıtasında sayılan Grönland üzerinde ABD'nin geçmişte de dolaylı olarak hak iddiası vardı.

İkinci Dünya Savaşı'nda Grönland adası ABD tarafından işgal edildi. 1943 yılında Amerikan Hava Kuvvetleri'nin kullanması için Thule Hava Üssü inşa edildi. Daha sonra ABD, askeri güçlerini çekerek adayı Danimarka'ya teslim etti.

Trump, ABD'nin yeni güvenlik stratejisinin çok yönlü gerekçeleriyle Grönland adasının kontrolünü ele almak istediklerini sıklıkla dile getirmesinin dışında, Venezuela örneğinde olduğu gibi zor kullanarak adayı ele geçirebileceğine dair dolaylı mesajlar verdi. Böylelikle başta Danimarka olmak üzere AB ülkeleri üzerinde baskı kurmaya çalışıyor.

Trump, Grönland adasının ABD'ye devrinin sağlanmasıyla Kuzey Kutup bölgesinin askeri güvenliğinin güvenceye alınacağını vurguluyor. Kuzey Kutup bölgesinde öncelikli olarak Rusya'nın belirgin bir egemenlik alanı bulunuyor. İskandinavya ülkelerinden başlayarak Finlandiya, Norveç, İsveç, Danimarka ve Alaska üzerinden ABD'ye yakın olan birçok ada Rusya'nın egemenlik alanındadır. Rusya'nın bu adaları son yıllarda silahlandırdığı ve bunun da Kuzey Kutup bölgesinin güvenliğini tehdit ettiği NATO tarafından dile getirilmektedir. Ayrıca Çin'in Kuzey Kutup bölgesindeki etkinliğini artırdığı da iddia ediliyor. Kuzey Kutup bölgesinde Rusya'ya paralel olarak Çin'in de bölgeye gelmesi, ABD'nin stratejik çıkarları bakımından ciddi bir sorun oluşturacağı belirtiliyor.

ABD, Kuzey Kutup bölgesinin ve dolayısıyla AB'nin Kuzey bölgesinin güvenliği için NATO askeri gücünün kullanılmasını bir kenara atarak doğrudan Pentagon tarafından sağlanması konusunda ısrar ediyor. Grönland adasında üssü bulunmasına rağmen bu üssün NATO kapsamında genişletilmesini kabul etmiyor, adanın tamamını istiyor. Trump'ın bu talebi ve hatta dolaylı olarak sık sık gündeme getirdiği askeri ve ekonomik tehditleri hem NATO hem AB ile kriz yaşamasına yol açtı.

ABD'nin Grönland ısrarının bir başka yönü ise Kuzey Kutup bölgesinde tespit edilen dünyanın en geniş enerji yataklarının bulunmasıdır. Hem İsveç ve Finlandiya gibi AB ülkeleri (Norveç AB ülkesi değil ama AET üyesi) hem de Rusya'nın Kuzey Kutup bölgesinde okyanusun derinliklerinde tespit edilen muazzam enerji rezervleri üzerinden hak iddia ettikleri ve özellikle Rusya'nın bu rezervlerin kendisine ait olduğunu Birleşmiş Milletler kararıyla tescil ettirdiği biliniyor.

ABD'nin Grönland adasında ısrar etmesinin bir başka nedeni ise nadir elementler bakımından zengin olduğunun tespit edilmesidir. Grönland adasının yaklaşık %80'inin buz ve karla kaplı olmasına rağmen son yıllardaki iklim değişikliğinin en çok hissedildiği bölgelerden biridir. Kara alanının çok daha fazla gün yüzüne çıkması ve nadir elementler bakımından zengin yataklara sahip olmasına dair yapılan araştırmalar, ABD'nin dikkatini buraya yoğunlaştırdı. Bu bakımdan ada üzerinde hakimiyet kurabilmek için NATO içerisinde olası bir krizi dahi göze alıyor. Hatta dolaylı olarak Ukrayna sorununun çözümünün bir şartı olarak adanın hakimiyetini istiyor.

ABD, Grönland Adasına Sahip Olabilir mi?

Trump, Grönland adası üzerinden hak iddia edebilmek için AB ülkelerine vergi artırma üzerinden yaptığı tehditler etkili olmadı. AB'nin ABD ile ilişkilerini dengeli götürmesi konusunda belirlediği politikayı, Grönland meselesinden sonra değiştirmeye, daha agresif bir şekilde cevap vermeye başladı. AB'nin ABD'nin vergi tehdidine karşı aynı şekilde karşılık vermesine dair aldığı karar, Trump'ın Gazze planına aktif desteğini geri çekmesi, NATO devam etse de AB'nin kendi operasyon ordusunu oluşturmada daha güçlü adımlar atma kararı, Çin ile ekonomik ilişkilerin ve yatırımların geliştirilmesi gibi çıkışlar, Trump yönetiminin istediği gibi hareket etmesini engelleyecektir.

Trump'ın yaptığı son açıklamalar dikkate alındığında bir geri adım attığı anlaşılıyor. Örneğin Trump'ın Grönland adasını işgal etmesinin söz konusu olmayacağını açıklaması, adanın bir bölümünde ABD askeri üssünün kurulmasının AB'nin güvenliği için de olumlu olacağını açıklaması, bir uzlaşma eğilimini ortaya koymaktadır. Bu nedenle Trump'ın belirlediği Amerika kıtası güvenlik stratejisini, tek başına askeri güç kullanarak başarmasının oldukça zor olduğu açıktır. Bu nedenle ABD'nin askeri gücündeki üstünlüğüne rağmen sanıldığı gibi tek başına sonuç elde etmesi pek mümkün değildir.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış