Venezuela müdahalesi, uluslararası hukukun fiilen askıya alındığı yeni bir küresel rejimin ilanıdır. Bu adım, bir sapma değil, yeni dönemin normali haline gelmiştir.
ABD saldırısı, dünyada daha önce çeşitli denemelerle aralanmış olan bambaşka bir dönemin kapısını sonuna kadar açma niyeti taşıyor. Şimdi artık sorun, dünyanın buna nasıl yanıt vereceğidir. Ulaşılan eşik aşıldığında geri dönülmesi pek de mümkün olmayan, kaba güce dayalı bir kaos evrenine geçilmiş olacak.
Yeni dönemde, şimdiye kadar bir hayli aşındırılmış olsalar da, artık bağlayıcılığı olan küresel ilke ve kurallardan, yapılmış uluslararası anlaşmalardan, evrensel hukuktan, kör, topal ve aksak da olsa işleyen bir temsili demokrasiden söz etmek mümkün olmayacak.
ABD, Venezuela müdahalesiyle yağmaya, işgale, el koymaya ve imha etmeye, kuralsızlığa ve mutlak gücün mutlak iktidarı odaklı yeni bir sisteme geçişte, eski küresel sistemin tabutuna en büyük çiviyi çakmayı hedefliyor. Burada tartışılması gereken eski düzenin adil olup olmamasından çok, kuralsız güç politikası ile hareket eden ve çıplak hegemonyaya dayanacak yeni düzende halkları, emekçileri ve doğayı bekleyen geleceğin nasıl olduğudur. Bu tür bir hegemonya, rıza üretme ihtiyacına da gerek duymaz.
Petrol savaşları, fosil enerji bağımlılığında ısrar ve 303 milyar varil ile ABD’nin altı katına yakın varlığıyla Venezuela’nın gezegendeki en büyük petrol rezervine sahip ülke olması ise konuşulması gereken başka bir boyut. Fosil enerji rekabeti ve egemen güçlerin yer altı varlıklarını ele geçirme mücadelesi gezegeni katmerli bir yok oluşa doğru sürüklüyor. ABD’nin son müdahalesi, bu rekabetin ne denli hoyrat ve kural tanımaz biçimde gerçekleştirilebileceğinin de örneği oldu. En basit deyimiyle “bugün petrol için Venezuela’ya bunu yapan, yarın ‘nadir toprak elementleri’ için kime ne yapmaz?” Nitekim Trump’ın gündemde tutarak ısrarla dillendirdiği Grönland’a göz koyma iştahının arkasında yatan asıl niyet, tam da budur. AB ise akıl almaz bir tutumla Trump’ın Venezuela’daki haydutluğuna dolaylı destek vererek küresel egemen ABD’nin gölgesinde kendine sığınacak bir alan yaratmaya çalışıyor. Göz ardı edilen şey, meselenin Maduro değil, enerji, egemenlik ve yağma olduğudur.
Niyet ne olursa olsun, ABD’nin bu kritik hamlesinin kaotik sonuçlarını Maduro yönetiminin kabul edilemez niteliklerini öne çıkararak perdelemek; bu müdahalenin yaratacağı sonuçları önemsizleştirmek, başka ve daha dramatik müdahalelere kapı aralayacak ürkütücü zemini meşrulaştıran bir işlev görecektir.
Maduro yönetiminin hatası, günahı, sevabı üzerine çok şey söylemek mümkün olsa bile, Maduro’nun kaçırılmasının danışıklı dövüş olduğu ortaya çıksa dahi bu durum dünyada başlamakta olan yeni dönemi nasıl karşılayacağımız sorusuna kesin ve net bir yanıt vermemizi engellemez. Hiçbir rejim eleştirisinin, egemenlik ihlalini ve haydutluk rejimini haklı kılamayacağını modern uluslararası sistemin tarihinden öğrenmiş olmalıyız.
Kimse Maduro yönetiminin günahlarını aklamak derdinde değil ancak ABD’nin Venezuela’ya müdahalesinin arka planında yatan asıl nedenin bu yönetimin antidemokratik pratikleri olmadığını; asıl nedenin Venezuela’da geçmişi 70’li yıllara kadar uzanan ekonomik varlıkları kamulaştırma adımları olduğunu ve ülkede ABD’nin tam denetiminde bir yönetimin oluşturulmak istendiğini bilmek için ne ekonomi ne de uluslararası siyaset uzmanı olmaya gerek yok.
Uluslararası kamuoyunda destek bulabilecek bazı gerekçeler biriktirilerek ABD’nin askeri, siyasi ve ekonomik müdahalesi için birer manivela haline getiriliyor. Üstelik bu sorunlar manivela haline gelene kadar gündeme getirilmiyor ve bir müdahale için uygun düzeye eriştiğinde bunlar üzerinden saldırganlık ve müdahalecilik meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Öyle olmasa ABD’nin 2024 yılında uyuşturucu kaçakçılığı-silah suçlarından “yargıladığı” ve 45 yıl hapis cezasına çarptırdığı Honduras eski devlet başkanı Juan Orlando Hernández, 28 Kasım 2025 tarihinde Trump tarafından tam ve koşulsuz bir af ile salıverilmezdi.
Velhasıl, dünyayı kuralsız bir saldırganlık ve ölüm arenasına çevirecek olan yeni dönemde, elinden tüm varlıkları ve silahları alınmış köle toplulukları olarak zırhlarla ve silahlarla donanmış, kana susamış, doymak bilmeyen ölüm gladyatörlerinin elinde can vermemek için bu sistemi meşrulaştıracak tüm adımlardan kaçınmak ve tek çıkar yolun her yerde, her kıtada bu sisteme karşı enternasyonal dayanışmayı güçlendirmek ve kurulmak istenen haydutluk rejimine karşı mücadele etmek olduğunu görmek zorundayız.
Yorumlar (0)