Siyaset, her şeyden önce içinde bulunulan tarihsel momentin ihtiyaçlarına cevap üretme sanatıdır.
Bugün Türkiye’de ve dünyada siyasal alan derinleşen ekonomik krizler, otoriterleşme eğilimleri, ekolojik yıkım, savaş ve toplumsal eşitsizliklerin artışı gibi çok katmanlı sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar, yalnızca analiz edilmesi gereken değil, aynı zamanda acil ve etkili siyasal cevaplar üretilmesini zorunlu kılan gerçekliklerdir. Dolayısıyla siyasetin asli görevi, bu somut tablo karşısında çözüm üretmek ve toplumsal güçleri bu doğrultuda bir araya getirmektir.
Ancak tam da bu noktada, Tanıl Bora ve Ertuğrul Kürkçü’nün şahsında başlatılan geçmişe dönük tartışmaların da gösterdiği gibi, geçmişin günümüzün sorunlarının önüne geçtiği bir durum belirginleşmektedir. Geçmişte yaşanmış politik ayrılıklar ve hatalar bugünün siyasal görevlerinin önüne konulmakta; bu da gerekli olan birlikteliklerin kurulmasını zorlaştırmaktadır. Üstelik bu “hatalar” tümüyle öznel değerlendirmelerin sonucunda belirlenmektedir. Birimizin hata diye kabul ettiği bir olgu bir başkası tarafından doğru adım olarak kabul edilmektedir.
Geçmiş hesaplaşmalarını bugünün görevlerinin önüne koymak, çoğu zaman siyasal bir konfor alanı yaratır. Kendini haklılık merkezi ilan edip muhataplarını eleştirerek, hatta suçlayarak “doğruluğun anahtarı” elindeymiş gibi davranma rahatlığını verir.
Bu rahatlığın en vahim yanı ise, dönüp tüm ilgilileri vurma ihtimalinden çok, günümüz koşullarında hemen tüm muhalif kesimlerin farklı sözcüklerle dile getirdiği ortak mücadele ihtiyacını karşılayacak politik ve örgütsel adımların atılmasını engelleyecek, en azından zorlaştıracak bir durum yaratmasıdır.
Oysa esas olan, bugünün görevlerini doğru kavramak ve bu görevler doğrultusunda gerekli siyasal hattı ve birliktelikleri kurabilmektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişte kimlerin ne yaptığına takılı kalan bir siyaset değil bugünün sorunlarına çözüm üreten, geleceği kurma iradesi gösteren bir siyasettir. Kişilerin tutumlarını öne çıkaran sözler, ister sehven ister kasten söylensin, günümüze hiçbir yararı olmayan tartışmaları öne çıkarmaktadır.
Solun tarihsel birikimi, aynı zamanda parçalanmaların, bölünmelerin ve sert iç tartışmaların da tarihidir. Bu mirassosyalist solun yeniden toplumsal bir güç haline gelmesini zorlaştırmakta ve demokratik mücadelenin gelişmesini engellemektedir.
Tarih, sabit kimliklerin değil, değişen ve dönüşen ilişkilerin alanıdır. Siyasal tutumlar, soyut ahlaki yargılarla değil, somut tarihsel koşullar ve sınıf mücadelesinin ihtiyaçları üzerinden değerlendirilir. Bu nedenle “kim ne yaptı?” sorusu kadar, hatta ondan daha fazla “bugün ne yapılmalı?” sorusu belirleyicidir.Kimin ne yaptığı, ne yapılmalı sorusuna verilen cevabın içinde bir anlam kazanacaktır.
Bu nedenle soru nettir: Geçmiş hesaplaşmaları mı, yoksa günümüzün görevleri mi?
Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca bir teorik tercih değil, aynı zamanda siyasal mücadelenin yönünü belirleyecek stratejik bir karardır. Gerçekten ortak bir mücadeleyi savunanların günün görevlerini öne çıkarmalarını istemek de herkesin hakkıdır.
***
Kapak görseli: "Angelus Novus" - Paul Klee (1920)
Yorumlar (0)