Ekolojik yıkımlardan, iklim krizinden, soluduğumuz havanın, üzerine bastığımız toprağın, denizlerin, içtiğimiz suyun kirliliğinden, atıklardan bahsederken bu felaketlerin öteki yüzü hayvancılıktan bahsetmiyoruz.
Hayvancılık dünyada biyoçeşitlilik kaybı, türlerin yok oluş nedenlerinden biridir, ekolojik yıkım, iklim krizi, ormansızlaşma nesli tehlike altındaki türlerin yok olmasına neden oluyor, hayvansal atıklar yeraltı sularına, nehirlere, denizlere karışmaktadır.
Dünyada yiyecek için yetiştirilen hayvanların %90’ı fabrika çiftliklerinden geliyor, hayvanlar havayı ve su yollarını kirleten zehirli seviyelerde CO2, metan gazı üretir, Amazon ormanlarındaki yıkımın nedenlerinden biri hayvancılıktır, Amazon ormanlarının %80’ı hayvancılık için yok ediliyor.
Hayvancılık endüstrisi iklim krizini hızlandırırken suları kirletip, okyanusları kirletiyor, endüstriyel hayvancılık gıda güvenliğini de tehdit etmektedir, hayvancılık endüstrisi ekolojik yıkımdır, hayvancılık endüstrisi fosil yakıtlardan daha fazla ısınmaya da yol açmakta, 1750-2020 yılları arasındaki artan sıcaklığın %53’ünden hayvancılık endüstrisi sorumludur.
Hayvancılık endüstrisinde işçiler saatlerce güvencesiz bir şekilde çalıştırılarak emek sömürüsüne maruz bırakılmaktadır, hayvancılık endüstrisi sadece hayvanları değil, işçileri de sömürüyor.
Beslenme tercihleri, iklim krizi, biyoçeşitlilik kaybı ve sosyal adaletsizliklerle bağlantılı, beslenme biçimi bireysel değildir, politiktir, bitkisel gıda üretmek yerine suyu hayvansal kaloriye dönüştürmek küresel su krizini derinleştirir, et tüketimi cinsiyetçiliği de derinleştirir, et tüketimi güç ve erkeklikle özdeşleştirilir.
Avcılık adı altında tilkiler, atmacalar, ceylanlar katledilir, avcılık hobi, eğlence değil bir sömürü biçimidir, katliamdır, develerin, boğaların güreştirilmesi, horozların, köpeklerin dövüştürülmesi, atların yarıştırılması eğlence de değildir, işkencedir, hayvanların reklam, fotoğraf için boyanması da sağlıkları açısından tehlikelidir.
Ülkeler arasında hayvan ihracatçılığı da yapılıyor, Brezilya da bu ihracatı yapan ülkelerden biri, yolculuk öncesi hayvanlar çiftliklerden toplanıp kamyonlarla limanlara götürülüp haftalarca aç, susuz, ayakta duracak şekilde yolculuk yaptırılıyorlar, dışkı ve idrarların bulunduğu ortamda yaşamaya bırakılıyorlar.
Hayvanlara dönük sömürü biçimi bireysel değil, kapitalist üretim ilişkilerinden doğan politik bir sömürü biçimidir, hayvanların katledilmesi, hayvan bedeninin yemek, giyim, eğlence, av için sömürülmesi politiktir, kapitalist sermaye sadece doğayı, emeği, kadın bedenini, LGBTİ+ları, ezilenleri, göçmenleri, azınlıkları sömürmüyor, hayvanları ve hayvan bedenini de sömürüyor, iklim krizinin nedenlerini sorgularken ormansızlaşma, aşırı sıcaklıklar, HES’ler, JES’ler, ekstraktivist faaliyetler olarak sorgulamamalıyız, hayvancılık iklim krizini nasıl etkiliyor, hayvanlar bu krizden nasıl etkileniyor, nasıl sömürülüyor diye de düşünmeliyiz, hayvan özgürlüğü ekoloji mücadelesinin bir parçasıdır, ayrı değildir, kadın, LGBTİ+, ekoloji, göçmen, azınlık, emek, hayvan özgürlüğü mücadelesi kesişimseldir.
Yorumlar (0)