Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

KHK Meselesi: Toplumsal Vicdanın Sınandığı Yer

Türkiye’de son on yılın en derin ve en görünmez yaralarından biri KHK meselesidir. Yüz binlerce insan, herhangi bir yargı süreci işletilmeden, savunma hakkı tanınmadan, bir gecede mesleklerinden, sosyal güvencelerinden ve kamusal hayattaki varlıklarından koparıldı. Bu yalnızca bireysel hayatları değil; aileleri, çocukları ve toplumun adalet duygusunu da derinden etkileyen bir kırılma yarattı.

KHK Meselesi: Toplumsal Vicdanın Sınandığı Yer

Geçtiğimiz günlerde bu sessizliğe karşı önemli bir eşik aşıldı. Türkiye’nin demokrasi mücadelesinde farklı kulvarlarda sorumluluk üstlenmiş 68 isim, KHK zulmüne karşı tüm topluma ortak bir çağrı yaptı. Siyasi partilerin, sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin genel başkanları ve sözcülerinden oluşan bu geniş tablo, uzun süredir eksikliği hissedilen güçlü bir dayanışma görüntüsü sundu.
Bu çağrı, özellikle KHK’lılar açısından ayrı bir anlam taşıyor. Çünkü on yıldır süren bu süreçte belki de ilk kez, bu ölçekte ve bu düzeyde bir sahiplenme hissi yaşandı. KHK’lıların en ağır yüklerinden biri, maruz kaldıkları hukuksuzluk kadar toplumdaki sessizlik ve yalnız bırakılmışlık duygusuydu. Yapılan çağrı, bu yalnızlığın mutlak olmadığını, vicdanın hâlâ diri olduğunu gösterdi.
Dikkat çekici olan bir diğer nokta ise çağrı sürecinde ulaşılan kurum temsilcilerinin neredeyse hiçbir tereddüt göstermeden destek vermesiydi. Bu durum, aslında toplumun farklı kesimlerinde KHK meselesine dair güçlü bir rahatsızlığın var olduğunu ortaya koyuyor. Aynı zamanda, bugüne kadar bu rahatsızlığın yeterince ortaklaştırılamamış olmasının da bir itirafı niteliğinde. Nitekim videolar yayımlandıktan sonra bazı kurum ve kişilere henüz ulaşılamadığı fark edildi. Bu da gösteriyor ki bu çağrı bir sonuç değil; genişleyerek sürmesi gereken bir başlangıçtır.
Bugün Türkiye’de toplumsal barışa dair yeni bir dilin, yeni bir umudun konuşulduğu bir dönemdeyiz. Ancak KHK meselesi adil, şeffaf ve kalıcı bir biçimde çözülmeden bu umutların eksik kalacağı açıktır. Çünkü adalet duygusunun onarılmadığı bir yerde barış kalıcı olmaz; hukuksuzlukla yüzleşilmeden toplumsal güven yeniden inşa edilemez.
KHK meselesi yalnızca KHK’lıların sorunu değildir. Bu mesele, hukuk devleti ilkesinin, eşit yurttaşlığın ve birlikte yaşama iradesinin doğrudan sınandığı bir alandır. Bugün bu hukuksuzluğa sessiz kalmak, yarın başka adaletsizliklere de kapı aralamak anlamına gelir.
Bu nedenle yapılan çağrı, bir kesimin talebi olmanın ötesinde, tüm topluma yöneltilmiş bir vicdan çağrısıdır. Siyasi partilerden sendikalara, sivil toplumdan kanaat önderlerine kadar herkesin bu süreçte sorumluluk alması, inisiyatif geliştirmesi ve adalet talebini büyütmesi gerekmektedir.
KHK meselesi çözüme kavuşmadan Türkiye’nin demokrasiyle, hukukla ve barışla gerçek anlamda buluşması mümkün değildir. Bu yalnızca geçmişin bir hesabı değil; ortak geleceğimizin nasıl şekilleneceğine dair temel bir tercihtir.

Yorumlar (1)

Ben Garip

8 gün önce / 28.02.2026

KHK meselesi toplumsal yaradır.Hukuk devleti olarak toplumsal olaylar hukuk yoluyla tamir edilmelidir. Meclis hukukun üstünlüğünü icra ederek görevini yapmalıdır.

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla