“Kalemimin ucu taştan ve babaannemden beyefendi
İşte size söz
Herkesin bildiği sır olmaktan çıkacak
Dersim”[1]
Bu yazı; her kadın cinayetinde, her şiddet vakasında ve faili meçhul kadınların davalarında üzerine düşünülmüş ama ertelenmiş bir yazı. Beni durduran, durduğum yerde düşündüren, hırpalayan pek çok şey var. Buradaki “Ben” gerçek anlamda bir “biz” i temsil ediyor. Tersi de geçerli çünkü teker teker parça pinçik edilen ruhlarımız, bedenlerimiz ve düşünüş biçimlerimizle birer özne olmak için mücadele ediyoruz. Durmak; devinirken, eylerken durmak aslında. Düşünebilmek için kenara çekilmek, tefekküre dalmak.
Dilan Karaman’ın şüpheli ölümü için mücadele etmek, imza toplamak/vermek, Rojin için basın açıklaması yapmak, Rabia Naz’ın ve Rojin Kabaiş’in ölümlerinin unutulmaması için babalarıyla dayanışmak, Hazal Battaloğlu’nun [Bes Ankara 2 Nolu Şube Yönetim Kurulu üyesi] Tüm Bel Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt’u ifşa ettiği süreci düşünürken ve dayanışırken durmak.
İfşa, Arapça kökenli olup gizli kalan bir durumu, sırrı veya özel bilgiyi açığa vurma, yayma veya ilan etme anlamına geliyor. Bu anlam; ifşacının etnik kökeni, sınıfsal konumu, cinsiyeti, neyi, nasıl ifşa ettiği üzerinden genellikle ahlaki bir zemine oturtuluyor. İfşacının kendisi veya şiddete maruz kalanın yakınları, arkadaşları; şiddet failiyle yer değiştirerek neredeyse failin eylem ortağı veya azmettiricisine dönüştürülüyor. Üstelik bu dönüşümün bir mekanizması var. İlk tepki ifşacının özel yaşamından şüphe duymakla belirleniyor. Açıkça söz söyleyen ya da kendi içinde düşünen tüm cinsiyetlerin ortaklaştığı bir yer burası; İfşacıdan şüphe duyulan yer.
“Neden daha önce açıklamamış, yıllarca beklemiş?”[2]
“Benim başıma hiç böyle şeyler gelmiyor çünkü günün hangi saatinde nereye gideceğime, hangi mekânların benim için tehlikeli olacağına, hangi erkek arkadaşıma güvenebileceğime, hangi kurumlarda çalışma yapacağıma dikkat ediyorum”.
“Aslında kadının haklı olduğunu biliyorum ama kocam, sevgilim ya da partnerim bu ifşayı destekler, tartışmalar yürütürsem benden uzaklaşabilir, şüphelenebilir.”
“Kadının kesinlikle haklı olduğunu biliyorum çünkü o adamı sendikamda, partimde, eylemlerde veya sohbet ettiğimiz kafelerde, barlarda görüyorum. Kadınlara sık sık dokunuyor, evli olmasaydım seninle evlenirdim gibi sözler söylüyor ama bunları ispat etmem çok zor.”
“Kadınların mücadelesini destekliyorum, ifşalar konusunda konuşmak istemem bir erkek olarak, söz hakkı kadınlarındır.”
Bu örnekler çoğaltılabilir. Kız çocuklarının, queerlerin maruz kaldığı taciz, tecavüz, sözlü şiddet, psikolojik şiddet vb. hikâyeleri “konuşmayan/konuşamayan öznenin” hikâyeleridir. Bazen romanlara, öykülere, filmlere de konu olurlar. Konuşamayan, temsil edilemeyen özne üzerine düşünen Gayatri Chakravorty Spivak madunun konumlu bilgisini şöyle tartışır;
“Madun konuşamaz. Âdet yerini bulsun diye “kadın” ın da eklendiği küresel görev listelerinin hiçbir meziyeti yoktur. Temsil yitip gitmiş değildir. Entelektüel olarak kadın entelektüelin, sınırları çizilmiş bir görevi vardır. Süslü bahanelerle bu görevi sırtından atmamalıdır.”[3]
Narin Güran davasında medyanın manipülasyonları, toplumun ve devlet kurumlarının küçük bir kız çocuğunun öldürülmesine yüklediği anlamlar [aileyi/anneyi suçlama, köyün Hizbullah ve kontrgerilla köyü olduğu iddiası, Nevzat Bahtiyar’ın ailedeki erkeklere sadece yardım ve yataklık ettiği iddiası gibi] DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk’ in yazıları ve açıklamalarıyla madunun temsil edildiği bir düzleme kavuştu. Henüz hukuk garabeti sorunu çözmüş olmasa da 140journos/şeytantepe[4] belgeseli gösterdi ki madun ölümünden sonra Sevilay Çelenk’in hançeresinden konuşabiliyordu. Sevilay Çelenk’in yazısı ve açıklamaları da en başından şüpheyle karşılandı. Çelenk bu durumu “feminist şüphe” duymanın deneyimi ve donanımıyla topluma sundu. Madun bu dönüşüm nedeniyle sesini bize duyurabildi. Ali Duran Topuz’un yazdığı yazılarla yargılama süreci üzerine tekrar düşünmek mümkün oldu.[5]
Erkeklik inşasının politik yaratımlarından şüphe etmek yerine, ifşacılardan veya konuşan/temsil edilen öznelerden şüphe duymak en basit tabiriyle konformizmin politik ikliminde yaşamak manası taşıyor. Queer feminist şüphe duymanın madunların sınıfsal, kültürel, etnik kökenlerini kapsayan bir yanı var. Günlük sohbetlerde Nizamettin Kabaiş’in ve Şaban Vatan’ın yoksul birer aileleri olduğu, kızları için mücadele ederken sağlıklarını yitirebileceğinden korkan insanları dinliyorum. Aynı korkuları yaşadığımız iklim, konformizmden çok uzak bir yerde …
İfşacı kamusal alanda söz söylemeye başladığında ya bireysel olarak konuşuyor ya da bir kurum aracılığıyla. Savaş karşıtı derneklere, İnsan Hakları Derneği’ne başvuran vicdani retçiler, göçmenler, işkence görenler, tacize, tecavüze uğrayanlar ya da sosyal medyayı ifşa için kullananlar gibi. Bu iki yöntem dışında evde, mahallede, akraba ve arkadaşlar arasında bir tür meclis kurup tartışanlar, yaptırım veya ceza uygulayanlar, bireysel olarak mahkemelere başvuranlar da bulunuyor. Örneğin Alevilerde -hepsini her zaman içermese de- meclisler kurarak faili uyarma, yaptırım uygulama ve şiddet türü üzerine konuşma gibi mekanizmalar var. Dolayısıyla kamusal alanda oluşan tepkilerin hepsi yalnızca ifşacıdan şüphe etme yöntemini işleterek sonuçlara ulaşmıyorlar.
Şüpheli Ölümleri, Kurguyu ve Şiddeti İfşa Etmek
İfşa tartışmaları; madunlara yönelen her türden şiddetin açığa çıkarılması dışında bir ihale yolsuzluğunu, torpille işe alımları, hırsızlığı kamuoyuna sunmak ve hukuki çözümler bulmak amacıyla da gerçekleştiriliyor. Siyasi guruplar, klikler erkeklerin cinsel yönelimleri veya çocuklara yöneldikleri cinsel eylemler üzerinden politik pozisyon kazanmak/korumak için de ifşaya başvuruyorlar. Epstein davası dosyaları veya erkek siyasetçileri köşeye sıkıştıran kasetler vb. bilinen örnekler arasında.
Bilinen bu örnekler arasında gözden kaçan, üzerine konuşulması ruhsal zorluklar da içeren bir mefhum daha var; intiharlar. Atanamayan öğretmenler, memurlar, ailesini geçindiremediği için ağır borç yükü altında ezilen erkekler, cinsel yönelimi nedeniyle ağır baskıya maruz kalan queerlerin intiharını da birer ifşa olarak okuyorum. Başka bir yazıda bu bağlamdaki intiharları incelemeyi düşünüyorum.
Bu yazıda genel kapsamı daraltarak; kadınlara, queerlere ve çocuklara yönelen şiddeti madunun konuşma anları ve yordamları ile ilişkili bir biçimde tartışacağım. Her şeyden önce ifşanın örgütlü bir biçimde tartışılmadığını söylemek gerekiyor. İfşayı tartışmaktan kaçınmak son derece politik bir tutum. Çünkü ifşa üzerine konuşan önce kendini/kurumunu ifşa eder. Kendini/kurumunu eleştiriye açar. Muhalif addedilen kurum veya kişilerin bu kaçınmadan azade olmadıklarını da söylemek gerekiyor.
Madunlara yönelen şiddeti ifşa edenler bazen şiddete maruz kalan özneler bazense hayatını kaybetmiş özneler adına konuşan diğer madunlar olabiliyor. Kurguların inşa ediliş biçimleri ve hızları hem çok profesyonel hem de iktidarların idelolojik savunularını ve tarzlarını içine alabiliyor; görünümleri ne kadar muhalif, eşitlikçi, devrimci, yurtsever veya ilerici olsa da…
Dilan Karaman’ın şüpheli ölümü [ben “cinayeti” demekten yanayım] bu konuda yaşanan önemli bir örnek. Dilan’ın queer bir birey olması, işvereninin ona mobing uygulaması, işverenin kadın olması, işverenin DEM partili bir milletvekili -Saliha Aydeniz- olması gibi özellikler bu bağlamda oluşmuş tüm şiddet biçimlerini tartışmaya açtı. Eril tahakküm tüm cinsiyetleri etkiliyor. Kadınların hemcinslerine şiddet uyguladığı örnekler de özel bir incelemeyi hak ediyor.
Oyalama taktikleriyle fail Mazlum Toprak’ın -olası diğer erkek faillerin de- gözlerden kaybedilmesi aynı zamanda delillerin karartılma ihtimalini her zaman mümkün kılıyor. Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta var. Dilan’ın arkadaşı Aram ve diğer arkadaşları bu cinayeti sosyal medya yoluyla ifşa etmeselerdi, ilaç içip intihar sonrasında hastanede kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden bir kadının kurgulanmış hikâyesiyle baş başa kalacaktık. Kurgunun nasıl yaratıldığı ve örneklerinin ne kadar hızlı bir biçimde çoğaltıldığını Gülistan Doku, Pınar Gültekin, Rojin Kabaiş, Rabia Naz ve Hazal Battaloğlu örneklerinde gördük.
Örneğin Hazal Battaloğlu’nun hayvanlara yönelik şiddet üzerine sohbet ederken fail Erdal Bozkurt’tan işittiği sözlerin cinsiyetçi ve türcü olmasının yanı sıra, çok sayıda şahidin olduğu bir ortamda failin eril bir küfür kullanması perdelenmeye çalışıldı. Fail Erdal Bozkurt bir erkek olarak kurgusunu şöyle ifade etti;
“Hazal Battaloğlu’nu o akşam tanıdım, geldi benim yanıma oturdu ve yalnız yaşadığını söyledi”.
Bu ifade kadınların her seferinde eril tahakkümün kurgusuna nasıl da kolayca dahil edildiklerini gösteriyordu. KESK’e bağlı sendikaların üyesi olan bu iki kişinin, disiplin kurullarınca ele alınan Hazal Battaloğlu ifşası, hukuki ve sendikal süreçler bağlamında devam ediyor biz de takip ediyoruz.
Gülistan Doku soruşturması sürerken tecavüze uğradığı halde hamile kaldığı yanlış bilgisiyle kamuoyuna sunuldu ki hamile kalmış da olabilirdi. Sonuçta rızası olmayan bir eyleme maruz bırakılmıştı. Ablası Aygül Doku hastane kayıtlarının silinme nedeninin Gülistan Doku’nun tecavüz sonrasında rapor almak istemesi olduğu bilgisini hızla kamuoyuna anlattı. Burada önemli olan tecavüzcünün ve eyleminin konuşulmayıp, Gülistan’ın hamileliğinin gündeme getirilerek ahlaksızlaştırılmasıdır. Hazal ve Gülistan’ın karşılaştığı şiddet türleri birbirinden çok farklı gibi görünseler de aynı merkezden beslenen ideolojik bir yapıya sahiptir.
İfşa Mekanizmaları ve İlkeleri Üzerine Vicdani Retle Birlikte Düşünmek
İfşa eylemleri; hukuk mekanizması dışında fiili bir yapılanmayı öngören; madunların yasalar ve devlet kurumları nezdinde kendilerinden başlayarak açığa çıkarmak istedikleri bozulma, yıpratma, manipüle etme ve yok etme uygulamalarını bir direniş biçimine çevirir. Bu bağlamın Türkiye’deki önemli ilk örneklerini 1990’larda gördüğümüz vicdani retçilerin ifşalarına bakmak nasıl mekanizmalar kullanıldığını bize gösterebilir. Mekanizmaların benzerliğindeki ana aks;
“Her bir vicdani retçinin, devletin vatandaşlarının yaşam ve ölümleri üzerine hükümran olarak karar verme hakkını sorguluyor olmasıdır”.[6]
Vicdani retçilerin savaş karşıtı dernekler, İnsan Hakları Derneği gibi görece bağımsız kurumlarda örgütlenmelerinin dünyada da çok sayıda örneği bulunuyor. Bu yazıda tek tek vicdani retçilerle tek tek kadınların, queerlerin ifşaları arasında bir bağlantı olduğunu anlatmak istiyorum. Vicdani ret; militarizmin, savaşın ve erkekliğin inşasında kullanılan ideolojik/politik yaptırımların açığa çıkarıldığı bir çağrıyı içinde taşıyor. Kadınların ve queerlerin ifşalarında ortaya çıkan eril tahakküm kökenli her türden şiddetin karşısında yer alan pozisyon; vicdani retçilerle ortak bir zeminde okunabilir, yorumlanabilir. Feminist şüphenin sorguladığı erkek şiddeti, madunların yaşam ve ölümleri üzerine karar verme hakkının da sorgulanması manasına geliyor.
Bir vicdani retçinin askere gitmeme, savaşla bağlantılı bir işte çalışmama, savaş bütçelerini desteklememe gibi eylem ve çağrıları, devletleri, orduları ve onların militarist uygulamalarını açığa çıkarıyorsa da ilk etki ağırlıkla erkeğin -zira kadın vicdani retçiler de varlar- kendini devlete, kamuoyuna ifşa etmesidir. Her vicdani retçi aynı zamanda bir ifşacıdır. Vicdani reddin desteklendiği örneklerde bile toplumların askerlik yanlısı yaklaşımlara verdiği pozitif tepkilere bakarak, erkeklerin kendi erkeklik inşalarında geçmeleri gereken zorlu bir patika olarak askerliği kabullendiklerini görürüz. O nedenle askerliğin ve kadına yönelen her türden şiddetin karşında durmak, bu semptomları ifşa etmek ve fiili mekanizmalar kurmak önemli.
Türkiye’de ve dünyada ifşa mekanizmaları üzerine örnekler bulunuyor. Bu mekanizmalar, Türkiye’de kullanılan adıyla komisyonlar henüz çok oturmuş, kabullenilmiş ve bilinen uygulamalar değiller. Dilan Karaman için kurulan komisyonda bir queer örgütün olmayışı, bağımsız psikologların, psikiyatrların, araştırmacıların, avukatların bulunmaması, komisyonun günü kurtarmak için organize edildiğini en başından bize göstermişti. Şöyle savunular da oldu komisyonun kuruluş sürecini;
“Diyarbakır Barosu da komisyona temsilci gönderdi.”
Doğrudur ancak Diyarbakır Barosu’nda çalışan avukatlar Dilan’ın da içinde bulunduğu siyasi yapının avukatlarıydı. Bağımsız değillerdi. Komisyona katılan diğer kurumlarda benzeri bir siyasi pozisyondalardı. Komisyonlar tıpkı sendikalar gibi devletlerden ve siyasi yapılardan bağımsız bir yapıyı korumak zorundadır. Yoksa size şiddet uygulayanların bağlı olduğu kurumlar sizin hakkınızı her zaman savunamayabilirler.
İfşa komisyonları bağımsız avukatların, ruh sağlığı alanında ve sivil toplumda çalışanların, bağımsız araştırmacı veya akademisyenlerin bulunduğu yapılar olarak kuruluyorlar. Komisyonların çalışmalarının az biliniyor olmasının ardında önemli bir neden var. Komisyonlar da “Kol kırılıp yen içinde kalır” mottosundan etkileniyorlar.
Yazılı raporlar kamuoyuna sunulmuyor. Komisyonların hangi ilkelerle çalışması gerektiği tartışılmıyor. Cinsiyetçi yaklaşımlara itiraz eden örgütler veya kişiler ifşa hafızaları, ifşa hafıza kayıtları/defterleri tutma, ifşa eğitimleri veya atölye çalışmaları gibi etkinlikler düzenlemiyorlar. Çünkü ifşa meselesi kendisine her yaklaşanı yakıyor. Basında ve sosyal medyada en muhalif kurumlar bile ifşacının fotoğrafını failin fotoğrafından daha çok görünür kılan yaklaşıma sahipler.
Bu günlerde yaşadığımız Gülistan Doku’nun faillerinin Tunceli’de ve Türkiye’de yarattığı eril tahakküm su götürmez gerçeklerle ortaya çıkarıldı. 6 yıldır süren ailenin mücadelesi, özel olarak da ablası Aygül Doku’nun her gün her an bir ifşacı olarak direnişi, diğer davalara da umut oluyor. Kuşkusuz bakanlıkların, yerel idarecilerin genel siyasetle girdiği klik tartışmalarının bu davalarda büyük bir etkisi var. Yine de kim ne derse desin eksiklerine rağmen ifşaları desteklemek, tartışılmasını sağlamak, bağımsız komisyonlar kurmak her birimizin hayatta kalması için elzem. Hasan Ali Toptaş ifşasından bu yana öğrendiklerimiz, öğreneceklerimizin de teminatı.
Kaynakça:
[1] BEYEFENDİ/erkeklere methiye, Hatice Meryem, İletişim Yayınları, s: 108
[2] https://www.kadinisci.org/erkek-egemen-sol-kulturun-siddet-failleri/
[3] Madun Konuşabilir mi? Spivak, Gayatri Chakravorty, Çeviren: Emre Koyuncu, Dipnot Yayınları, s: 113
[4] https://www.youtube.com/watch?v=iMn0bEshf6w
[5] “İlk olarak, medyanın ve siyasetin meseleye gösterdiği yoğun ilgiden başlamak gerek. Elbette bir çocuk kayıpsa medyanın da siyasetin de toplumun da yakından ilgilenmesi iyidir, gereklidir. Fakat öncesinde ve sonrasında meydana gelen birçok benzer, çok acı ve çok vahim vakadan biliyoruz ki Narin vakasındaki ilginin toplumsallaşması neredeyse benzersiz. Neden? Vicdan desek, diğer meselelere olan ilgi azlığı açıklanamaz halde kalır, vicdan öyle arada sırada patlayan bir volkan değil oysa.”
https://ilketv.com.tr/narin-guran-vakasi-1-kuzularin-sessizligi-kurtlarin-gurultusu/
[6] Çarklardaki Kum: Vicdani Red, Düşünsel Kaynaklar ve Deneyimler, Yayına Hazırlayanlar: Özgür Heval Çınar, Çoşkun Üsterci, İletişim Yayınları, s: 13
***
Kapak Görseli: Antigone - Nikiforos Lytras
Yorumlar (0)