Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Birer İfşacı Olarak; Aygül Doku, Aram, Sevilay Çelenk, Nizamettin Kabaiş, Şaban Vatan, Hazal Battaloğlu ve Vicdani Retçiler

Bu yazı; her kadın cinayetinde, her şiddet vakasında ve faili meçhul kadınların davalarında üzerine düşünülmüş ama ertelenmiş bir yazı. Beni durduran, durduğum yerde düşündüren, hırpalayan pek çok şey var. Buradaki “Ben” gerçek anlamda bir “biz” i temsil ediyor. Tersi de geçerli çünkü teker teker parça pinçik edilen ruhlarımız, bedenlerimiz ve düşünüş biçimlerimizle birer özne olmak için mücadele ediyoruz. Durmak; devinirken, eylerken durmak aslında. Düşünebilmek için kenara çekilmek, tefekküre dalarken durmak.

Birer İfşacı Olarak; Aygül Doku, Aram, Sevilay Çelenk, Nizamettin Kabaiş, Şaban Vatan, Hazal Battaloğlu ve Vicdani Retçiler

Dilan Karaman’ın şüpheli ölümü için mücadele etmek, imza toplamak/vermek, Rojin için basın açıklaması yapmak, Rabia Naz’ın ve Rojin Kabaiş’in ölümlerinin unutulmaması için babalarıyla dayanışmak, Hazal Battaloğlu’nun [Bes Ankara 2 Nolu Şube Yönetim Kurulu üyesi] Tüm Bel Sen Genel Başkanı Erdal Bozkurt’u ifşa ettiği süreci düşünürken ve dayanışırken durmak.

İfşa, Arapça kökenli olup gizli kalan bir durumu, sırrı veya özel bilgiyi açığa vurma, yayma veya ilan etme anlamına geliyor. Bu anlam; ifşacının etnik kökeni, sınıfsal konumu, cinsiyeti, neyi, nasıl ifşa ettiği üzerinden genellikle ahlaki bir zemine oturtuluyor. İfşacının kendisi veya şiddete maruz kalanın yakınları, arkadaşları; şiddet failiyle yer değiştirerek neredeyse failin eylem ortağı veya azmettiricisine dönüştürülüyor. Üstelik bu dönüşümün bir mekanizması var. İlk tepki ifşacının özel yaşamından şüphe duymakla belirleniyor. Açıkça söz söyleyen ya da kendi içinde düşünen tüm cinsiyetlerin ortaklaştığı bir yer burası; İfşacıdan şüphe duyulan yer.

Şüpheyle yaklaşmak kadının beyanını bulanıklaştırıyor, faillerle empatiyi güçlendiriyor.

“Neden daha önce açıklamamış, yıllarca beklemiş?”

“Benim başıma hiç böyle şeyler gelmiyor çünkü günün hangi saatinde nereye gideceğime, hangi mekânların benim için tehlikeli olacağına, hangi arkadaşıma güvenebileceğime, hangi kurumlarda çalışma yapacağıma dikkat ediyorum”.

“Aslında o kadının haklı olduğunu biliyorum ama kocam, sevgilim ya da partnerim bu ifşayı destekler, tartışmalar yürütürsem benden uzaklaşabilir, şüphelenebilir, sonunda ilişkimiz bozulur.”

“Kadının kesinlikle haklı olduğunu biliyorum çünkü o adamı sendikamda, partimde, eylemlerde veya sohbet ettiğimiz kafelerde, barlarda görüyorum. Kadınlara sık sık dokunuyor, evli olmasaydım seninle evlenirdim gibi sözler söylüyor ama bunları ispat etmem çok zor.”

“Kadınların mücadelesini destekliyorum, ifşalar konusunda konuşmak istemem bir erkek olarak, söz hakkı kadınlarındır.”

Bu örnekler çoğaltılabilir. Kız çocuklarının, kadınların, queer bireylerin maruz kaldığı taciz ve tecavüz hikâyeleri “konuşmayan/konuşamayan öznenin” hikâyeleri. Bazen romanlara, öykülere, filmlere konu oluyorlar ama ana akım tartışmalarda güçlü bir yer edinemiyor bu hikâyeler. Konuşamayan, temsil edilemeyen özne üzerine düşünen Gayatri Chakravorty Spivak madunun konumlu bilgisini şöyle tartışır;

“Madun konuşamaz. Âdet yerini bulsun diye “kadın” ın da eklendiği küresel görev listelerinin hiçbir meziyeti yoktur. Temsil yitip gitmiş değildir. Entelektüel olarak kadın entelektüelin, sınırları çizilmiş bir görevi vardır. Süslü bahanelerle bu görevi sırtından atmamalıdır.”[1]

Narin Güran davasında medyanın manipülasyonları, toplumun ve devlet kurumlarının küçük bir kız çocuğunun öldürülmesine yüklediği anlamlar [asıllı, asılsız aileyi/anneyi suçlama, köyün Hizbullah ve kontrgerilla köyü olduğu iddiası, Nevzat Bahtiyar’ın ailedeki erkeklere sadece yardım ve yataklık ettiği iddiası gibi] kadın entelektüel Sevilay Çelenk’ in yazıları ve açıklamalarıyla madunun temsil edildiği bir düzleme kavuştu. Henüz hukuk garabeti sorunu çözmüş olmasa da 140journos/şeytantepe[2] belgeseli gösterdi ki madun ölümünden sonra Sevilay Çelenk’in hançeresinden konuşabiliyordu.

Sevilay Çelenk’in yazısı ve açıklamaları da en başından şüpheyle karşılandı hâlâ da toplumun çoğunluğunun yaklaşımı medyanın sunduğu bilgiler etrafında dolanıyor.  Çelenk bu durumu “feminist şüphe” duymanın deneyimi ve donanımıyla topluma sundu. Madun bu dönüşüm nedeniyle sesini bize duyurabildi. Ali Duran Topuz’un yazdığı yazılarla yargılama süreci üzerine tekrar düşünmek mümkün oldu.[3]

Erkeklik inşasının politik yaratımlarından şüphe etmek yerine ifşacılardan veya konuşan/temsil edilen öznelerden şüphe duymak en basit tabiriyle konformizmin politik ikliminde yaşamak manası taşıyor. Queer feminist şüphe duymak madunların sınıfsal, kültürel, etnik kökenlerini kapsayan bir yana sahip. Nizamettin Kabaiş’in ve Şaban Vatan’ın yoksul birer aileleri olduğu, kızları için mücadele ederken sağlıklarını yitirebileceğinden korkan insanları dinliyorum. Aynı korkuları yaşadığımız iklim, konformizmden çok uzak bir yerde …

İfşacı kamusal alanda söz söylemeye başladığında ya bireysel olarak konuşuyor ya da bir kurum aracılığıyla. İnsan Hakları Derneği’ne başvuran vicdani retçiler, işkence görenler, tacize, tecavüze uğrayanlar ya da sosyal medyayı ifşa için kullananlar gibi. Bu iki yöntem dışında evde, mahallede, akraba ve arkadaşlar arasında bir tür meclis -adı meclis olmasa da- kurup tartışanlar, yaptırım veya ceza uygulayanlar, bireysel olarak mahkemelere başvuranlar da bulunuyor. Örneğin Alevilerde -hepsini her zaman içermese de- meclisler kurarak faili uyarma, yaptırım uygulama ve şiddet türü üzerine konuşma gibi mekanizmalar var. Dolayısıyla kamusal alanda oluşan tepkilerin hepsi yalnızca ifşacıdan şüphe etmeyöntemini işleterek sonuçlara ulaşmıyorlar.

Şüpheli Ölümleri, Kurguyu ve Şiddeti İfşa Etmek

İfşa tartışmaları madunlara yönelen her türden şiddetin açığa çıkarılması dışında bir ihale yolsuzluğunu, hırsızlığı kamuoyuna sunmak ve hukuki çözümler bulmak amacıyla da gerçekleştiriliyor. Siyasi guruplar, klikler erkeklerin cinsel yönelimleri veya çocuklara yöneldikleri cinsel eylemler üzerinden politik pozisyon kazanmak/korumak için de ifşaya başvuruyorlar. Epstein davası, erkek siyasetçileri köşeye sıkıştıran kasetler vb. bilinen örnekler arasında.

Bu yazıda genel kapsamı daraltarak; kadınlara, queerlere ve çocuklara yönelen şiddeti madunun konuşma anları ve yordamları ile ilişkili bir biçimde tartışacağım. Tartışmayı belirleyen en önemli etkenin ifşanın örgütlü bir biçimde tartışılmaması olduğunu söylemek gerekiyor. İfşayı tartışmaktan kaçınmak son derece politik bir tutum. Çünkü ifşa üzerine konuşan önce kendini ifşa eder. Kendini eleştiriye açar. Muhalif addedilen kurum veya kişilerin bu kaçınmadan azade olmadıklarını da söylemek gerekiyor.

Dilan Karaman’ın şüpheli ölümü [ben “cinayeti” demekten yanayım] bu konuda yaşanan önemli bir örnek. Dilan’ın queer bir birey olması, işvereninin ona mobing uygulaması, işverenin kadın olması, işverenin DEM partili bir milletvekili olması gibi özellikler bu bağlamda oluşmuş tüm şiddet biçimlerini tartışmaya açtı. Oyalama taktikleriyle fail Mazlum Toprak’ın gözlerden kaybedilmesi aynı zamanda delillerin karartılma ihtimalini her zaman mümkün kılıyor. Burada unutulmaması gereken önemli bir nokta var. Dilan’ın arkadaşı Aram ve diğer arkadaşları bu cinayeti ifşa etmeselerdi biz ilaç içip intihar eden ve hastanede kalp krizi geçirerek hayatını kaybeden bir kadının kurgulanmış hikâyesiyle baş başa kalacaktık. Kurgunun nasıl yaratıldığı ve örneklerinin ne kadar hızlı bir biçimde çoğaltıldığını Gülistan Doku, Pınar Gültekin, Rojin Kabaiş, Rabia Naz ve Hazal Battaloğlu örneklerinde gördük.

Madunlara yönelen şiddeti ifşa edenler bazen şiddete maruz kalan özneler bazense hayatını kaybetmiş özneler adına konuşan diğer madunlar olabiliyor. Kurguların inşa ediliş biçimleri ve hızları hem çok profesyonel hem de iktidarların idelolojik savunularını ve tarzlarını içine alabiliyor; görünümleri ne kadar muhalif, devrimci, yurtsever veya ilerici olsa da…

İfşa Mekanizmaları ve İlkeleri Üzerine Düşünmek

İfşa eylemleri; hukuk mekanizması dışında fiili bir yapılanmayı öngören; madunların yasalar ve devlet kurumları nezdinde kendilerinden başlayarak açığa çıkarmak istedikleri bozulma, yıpratma, manipüle etme ve yok etme uygulamalarını bir direniş biçimine çevirir. Bu bağlamın Türkiye’deki önemli ilk örneklerini 1990’larda gördüğümüz vicdani retçilerin ifşalarına bakmak nasıl mekanizmalar kullanıldığını bize gösterebilir. Mekanizmaların benzerliğindeki ana aks;

Her bir vicdani retçinin, devletin vatandaşlarının yaşam ve ölümleri üzerine hükümran olarak karar verme hakkını sorguluyor olmasıdır”.[4]

Vicdani retçilerin savaş karşıtı dernekler, İnsan Hakları Derneği gibi görece bağımsız kurumlarda örgütlenmelerinin dünyada da çok sayıda örneği bulunuyor. Bu yazıda tek tek vicdani retçilerle tek tek kadınların, queerlerin ifşaları arasında bir bağlantı olduğunu anlatmak istiyorum. Vicdani ret; militarizmin, savaşın ve erkekliğin inşasında kullanılan ideolojik/politik yaptırımların açığa çıkarıldığı bir çağrıyı içinde taşıyor. Kadınların ve queerlerin ifşalarında ortaya çıkan eril tahakküm kökenli her türden şiddetin karşısında yer alan pozisyon, vicdani retçilerle ortak bir zeminde okunabilir, yorumlanabilir. Feminist şüphenin sorguladığı erkek şiddeti madunların yaşam ve ölümleri üzerine karar verme hakkının da sorgulanması manasına geliyor.

Bir vicdani retçinin askere gitmeme, savaşla bağlantılı bir işte çalışmama, savaş bütçelerini desteklememe gibi eylem ve çağrıları, devletleri, orduları ve onların militarist uygulamalarını açığa çıkarıyorsa da ilk etki ağırlıkla erkeğin -zira kadın vicdani retçiler de varlar- kendini devlete, kamuoyuna ifşa etmesidir. Vicdani ret desteklendiğinde bile toplumların askerlik uygulamalarına verdiği pozitif tepkilere bakarak, muhalif olsun olmasın erkeklerin kendi erkeklik inşalarında geçmeleri gereken zorlu bir patika olarak askerliği kabullendiklerini görürüz. O nedenle askerliğin ve kadına yönelen her türden şiddetin karşında durmak, bu semptomları ifşa etmek ve fiili mekanizmalar kurmak önemli.

Türkiye’de ve dünyada ifşa mekanizmaları üzerine örnekler bulunuyor. Bu mekanizmalar, Türkiye’de kullanılan adıyla komisyonlar henüz çok oturmuş, kabullenilmiş ve bilinen uygulamalar değiller. Dilan Karaman için kurulan komisyonda bir queer örgütün olmayışı, bağımsız psikologların, psikiyatrların bulunmaması durumun günü kurtarmak için organize edildiğini en başından bize göstermişti. Şöyle savunular da oldu bu komisyonun kuruluş sürecinde;

“Diyarbakır Barosu da komisyona temsilci gönderdi.”

Doğrudur ancak Diyarbakır Barosu’nda çalışan avukatlar Dilan’ın da içinde bulunduğu yapının avukatlarıydı. Komisyonlar tıpkı sendikalar gibi devletlerden ve siyasi yapılardan bağımsız bir yapıyı korumak zorundadır. Yoksa size şiddet uygulayanların bağlı olduğu kurumlar sizin hakkınızı her zaman savunamayabilirler.

İfşa komisyonları bağımsız avukatların, ruh sağlığı alanında ve sivil toplumda çalışanların, bağımsız araştırmacı veya akademisyenlerin bulunduğu yapılar olarak kuruluyorlar. Komisyonların çalışmalarının az biliniyor olmasının ardında da önemli bir neden var. Komisyon da kurulsa kol kırılıp yen içinde kalıyor. Komisyonların hangi ilkelerle çalışması gerektiği tartışılmıyor. Cinsiyetçi yaklaşımlara itiraz eden örgütler veya kişiler ifşa hafızaları, ifşa hafıza kayıtları/defterleri tutma, ifşa eğitimleri veya atölye çalışmaları gibi etkinlikler düzenlemiyorlar. Çünkü ifşa meselesi kendisine yaklaşanı yakıyor. Basında ve sosyal medyada en muhalif kurumlar bile ifşacının fotoğrafını failin fotoğrafından daha çok görünür kılan yaklaşıma sahipler.

Kaynakça:

[1] Madun Konuşabilir mi? Spivak, Gayatri Chakravorty, Çeviren: Emre Koyuncu, Dipnot Yayınları, s: 113

[2] https://www.youtube.com/watch?v=iMn0bEshf6w

[3]İlk olarak, medyanın ve siyasetin meseleye gösterdiği yoğun ilgiden başlamak gerek. Elbette bir çocuk kayıpsa medyanın da siyasetin de toplumun da yakından ilgilenmesi iyidir, gereklidir. Fakat öncesinde ve sonrasında meydana gelen birçok benzer, çok acı ve çok vahim vakadan biliyoruz ki Narin vakasındaki ilginin toplumsallaşması neredeyse benzersiz. Neden? Vicdan desek, diğer meselelere olan ilgi azlığı açıklanamaz halde kalır, vicdan öyle arada sırada patlayan bir volkan değil oysa.”

https://ilketv.com.tr/narin-guran-vakasi-1-kuzularin-sessizligi-kurtlarin-gurultusu/

[4] Çarklardaki Kum: Vicdani Red, Düşünsel Kaynaklar ve Deneyimler, Yayına Hazırlayanlar: Özgür Heval Çınar, Çoşkun Üsterci, İletişim Yayınları, s: 13

***

Kapak Görseli: Antigone - Nikiforos Lytras

Yazar Onur Bütün

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış

İlginizi Çekebilir