Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Özgür Özel’i Neden Yalnız Bırakmamalıyız? (2)

Bir önceki yazımda Özgür Özel’in mutlak butlan kararı sonrası verdiği mücadelenin öneminden ve bunun yalnızca bir parti yönetimi meselesi olmadığından ve bize düşen etik ve siyasi sorumluluktan bahsetmiştim. İlk yazının bir devamı niteliğinde olan bu yazıyı ise, meselenin Kürt hareketi ve Türkiyeli sosyalistler açısından taşıdığı güncel riskleri çok daha yakından tanımlamak üzere kaleme aldım.

Özgür Özel’i Neden Yalnız Bırakmamalıyız? (2)

Sonda söyleyeceğimi başta yazayım: Bugün Türkiye’de özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi veren herkesin, başta Kürt hareketi ve Türkiyeli sosyalistlerin, farkında olmamız gereken büyük ve acil risklerden birisi, Özgür Özel’in sağcı bir ittifak tarafından çevrelenmesidir. Bu çevreleme (kuşatma) harekâtının başat amaçlarından birisi, Özgür Özel’e iktidarın türlü oyunlarıyla sıkıştığı, partisine el konulduğu, hapisle tehdit edildiği bu kritik anda, bu krizden çıkış için yeni bir ittifak projesi sunmak, fırsattan istifade Özgür Özel’i ve çevresini CHP’nin bilindik ulusalcı kodlarına geri dönmeye zorlamak ve bu yolla çözüm sürecinden uzaklaştırmak, gibi görünüyor.

Bu çevreleme operasyonu analizinin somut bir bilgiye dayanmadığını, ama bir komplo teorisi gibi de tümden bağlamsız ve kurgusal olmadığını baştan söyleyeyim, zira komplo teorilerinin kitleleri eylemsizliğe ve umutsuzluğa sevk eden, paralize eden etkisinden dolayı anlamsız ve işe yaramaz olduğunu düşünürüm. Bu çıkarım, gün yüzünde olan bir araya geldiğinde kanıt niteliği dahi taşıyabilecek bazı işaretlerin analizinden ibaret… İlker Başbuğ’un yaptığı sosyal medya paylaşımı, Zafer Partisi ve İYİP gibi çözüm süreci karşıtı sağ bloğun Özel'e aniden vermeye başladığı ve giderek artan destek, ADD’nin, ÇYDD’nin, ulusalcı çevrelerin CHP kulislerinde hızla artan görünürlüğü bu kuşatmanın somut göstergeleri. Bu geniş desteğin karşılıksız olduğunu düşünmek akla uygun mudur? Dahası, bu durum görsel manipülasyonlarla da destekleniyor. Özgür Özel’in TOMA'nın üzerine çıktığı ikonik fotoğrafın geniş planına, Güvenpark’taki mitinge gelişi sırasında halk içinde görüntülendiği anlara itina ile iliştirilmiş "bozkurt işareti" yapan kişiler dikkatli gözlerden kaçmadı. Birden peyda olan bu görüntülerin ve desteğin rastlantı olduğunu söylemek benim gibi komplo teorisi karşıtları için bile naiflik sayılır.

Bu tabloyu "denize düşen …" basitliğinde okumak kolaycılık ve haksızlık olur. Karşımızda çok iyi kurgulanmış görünen, birbirini besleyen, birlikte iş gören iki yönlü bir mekanizma var: Bir yandan Özel’i çözüm sürecine destek pozisyonunu değiştirmeye zorluyor, diğer yandan etrafına ördükleri bu "ülkücü – ulusalcı destek" motifi ile Kürtleri Özel’den uzaklaştırmayı hedefliyor.

Kuşatmanın bir diğer ayağını ise anketler üzerinden yürütülen toplum mühendisliği oluşturuyor. Bayram sonrası birden ortalığa saçılan yeni anketler, CHP’den ayrılıp "yeni parti" kurulması durumunda bu partinin %35’e varan oy alacağını ve AKP’ye 5 puan fark atacağını öne sürüyor. Aynı anketler, Kılıçdaroğlu'nun elinde kalacak CHP’nin ise %3-5 civarında bir oya sıkışacağını iddia ediyor. Bu anketlerin siyasi tercümesi şu: "Yeni parti, Özel-İmamoğlu ikilisinin ancak sağ kanada açılması halinde başarılı olur". Birden peyda olan anketler bu iddiayı zihinlere zerk ediyor.

Peki, Özgür Özel bu kuşatma karşısında nerede duruyor? Özel, diğer partilerinkinden farklı olarak, DEM Parti’nin Meclisteki destek ziyaretini "tarihi bir ziyaret" olarak nitelendirmiş, Kürt hareketinin desteğini önemsediğini ve çözüm sürecine yönelik desteğinde ısrarcı olduğunu gösterdi. Bu içine çekilmek istendiği kurguya karşı direndiğini gösterse de riski bertaraf etmiyor.

Bütün bunlar bir arada değerlendirildiğinde, ortadaki tek oyunun AKP’nin CHP’yi bölme oyunu olmadığını görmemiz gerekiyor. Bir yandan AKP, CHP’yi bölmeye ve Özel-İmamoğlu ikilisini yeni bir parti kurmaya zorlarken; diğer yandan sağcı-ırkçı muhalefet Özgür Özel’e Kürt karşıtı bir perspektifi dayatmaya çalışıyor. Bu iki oyunun birbirini içerdiği ve reddetmediğini tespit edelim. AKP Kürt hareketini ve özelde DEM Parti'yi yalnızlaştırmayı hedeflerken, sağ ittifak Kürt karşıtı cepheye Özel-İmamoğlu ikilisini de katmaya çabalıyor. Hem AKP’nin hem çözüm süreci karşıtı sağ cephenin kazandığı bir formül bu. Bu iki cephenin birbirinden apayrı bloklar olmadığını ve birbirini içerdiğini söylemek yanlış mı olur, emin değilim.

İktidarın çözüm süreci için tek bir adım dahi atmayan ertelemeci tavrı ortadayken, çözüm için gereken yasal düzenlemelere dair Temmuz öncesine sıkışmasının gerginliği artarken ve çözüm sürecinin çökme riskinin doğrudan gündemde olduğu bu dönemde, yukarıda bahsettiğimiz bu sağcı kuşatma stratejisi çok daha karanlık bir anlam kazanıyor.

Göz ardı edilen bir konu da mutlak butlan kararının Devlet Bahçeli’nin AKP’ye karşı elinde tuttuğu tek kullanımlık seçim kartını da kullanışsız hale getirmiş olması. Mutlak butlan kararının yarattığı belirsizlik koşullarında Bahçeli’nin gizli ya da açık şekilde seçim tehdidi ile hükümeti yola getirme gücü elinden alındı. Son 10 yıldır siyasetinin ana belirleyeni belirsizlik olan AKP için bulunmaz koşullar; yeniden dağıtılan kartlarla ortaya çıkacak koşullar kendini dayatana kadar hiçbir yeni karar almadan sürüklenen bir ülke… Neyse, bu apayrı birkaç yazının konusu…

Solcular, Sosyalistler ve Kürt Hareketi Bu Kuşatmaya Karşı Ne Yapmalı?

Bu belirsizlik sarmalı içinde örülen sağcı ve ırkçı kuşatmayı görmezden gelmek ve Özel’i bu kuşatmayı yarmada yalnız bırakmak telafisi olmayan bir hata olur. Kürt siyasi hareketi ve sosyalistler Özgür Özel'i iktidarla ve onu cendereye alan sağ siyasetle baş başa bırakmamalıdır. Eğer Özel bu cenderede yalnız bırakılırsa, çözüm sürecine dair ısrarını sürdürmesi gün geçtikçe zorlaşacak ve bir aşamada dayatmalara boyun eğerek makas değiştirmesi söz konusu olabilecektir.

Tam bu noktada ilk yazıdaki tespitimi tekrar ederek bitireyim:

Özel’e bu süreçte verilecek destek "CHP’li olmakla" veya "CHP'nin politikalarını onaylamakla" ilgili değildir. Bu, geç faşizmin iki koldan ördüğü ağlarla kesin zaferinin ilanını engellemekle; barışın, özgürlüğün ve demokrasinin bu ülke için mümkün kalması için bu kuşatmayı yarmakla ilgilidir.

Türkiye'de kalıcı, onurlu ve adil bir barışın, demokratik bir toplumun insaşının olanağının koşulu, siyaset zeminini yok etmeyi hedefleyen bu kuşatmanın ve ana muhalefete yapılan dış müdahalenin püskürtülmesidir. Unutulmamalıdır ki; tek sesli hale getirilmiş, iktidarın ve sağ siyasetin yörüngesine hapsedilmiş ve direniş hatları kırılmış bir siyaset düzleminde kimse hakiki ve etkili bir müzakere yürütemez. Masada eşit ve onurlu bir barışın inşası, ancak güçlü, ilkeli ve çok sesli bir muhalefet bloğunun ayakta kalmasıyla mümkündür.

İşte bu yüzden, Özel'i yalnız bırakmamak, CHP'yi kurtarmak değil; kendi geleceğimize, bir arada yaşama irademize ve adil bir barış umuduna sahip çıkmaktır.

Özgür Özel kazanırsa hepimiz kazanacağız; kaybederse, istisnasız herkes kaybedecek.

***

Serinin ilk yazısı burada --> https://solfasol.tv/ozgur-ozel-i-neden-yalniz-birakmamaliyiz/

 

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış