Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Yenişehir Ovasından Soframıza Taşınacak Zehir Tehlikesi!

Kirazlıyayla, bir tarafı Yenişehir Ovası diğer tarafı İznik Gölü’ne bakan dik sıradağların tepesinde kurulmuş suları ve yemyeşil yamaçlarıyla göze çarpan şirin bir köy. Ovadan köye giden ince ve virajlı yolda meyve bahçeleri arasından giderken bir süre sonra karşınıza o korkunç tablo çıkıyor. Kirli gri devasa bir duvar ve arkasında binlerce ton zehirli atık, bereketli Yenişehir ovasını tehdit edercesine duruyor. Barajın sol tarafının çökmüş ve farklı bir renkte gri çamurun aşağıdaki yemyeşil vadiye akmış olduğunu biraz daha yaklaşınca fark ediyorsunuz. Vadi boyunca akan gri sıvı doğrudan Sarıyer Deresine ve Yenişehir Ovasına doğru gidiyor.

Yenişehir Ovasından Soframıza Taşınacak Zehir Tehlikesi!

Bursa’nın bereketli Yenişehir ovası Kirazlıyayla madeninden akan zehirli atıklar nedeniyle göz göre göre kirletilmeye devam mı edecek? Gıda güvenliğini açıkça tehdit altında bırakan maden faciası sadece bir köyün değil ülkenin tamamının ilgilendiren güvenlik meselesine dönüşmek üzere.

Kirazlıyayla, bir tarafı Yenişehir Ovası diğer tarafı İznik Gölü’ne bakan dik sıradağların tepesinde kurulmuş suları ve yemyeşil yamaçlarıyla göze çarpan şirin bir köy. Ovadan köye giden ince ve virajlı yolda meyve bahçeleri arasından giderken bir süre sonra karşınıza o korkunç tablo çıkıyor. Kirli gri devasa bir duvar ve arkasında binlerce ton zehirli atık, bereketli Yenişehir ovasını tehdit edercesine duruyor. Barajın sol tarafının çökmüş ve farklı bir renkte gri çamurun aşağıdaki yemyeşil vadiye akmış olduğunu biraz daha yaklaşınca fark ediyorsunuz. Vadi boyunca akan gri sıvı doğrudan Sarıyer Deresine ve Yenişehir Ovasına doğru gidiyor. 

Bir başka ülkede büyük infiale yol açacak bu kimyasal felaket bu ülkede bütün kurumların sessizce izlediği sıradan bir olaya dönüşmüş.

Barajın yanındaki flotasyon tesisi ve öte tarafındaki açık ocak işletmeleri dik eğimli yamaçta inşa edilmiş ve hemen üstündeki tepede ise Kirazlıyayla evleri sıralanıyor.

Sıradan bir gözün bile hemen fark edeceği heyelan tehlikesini buraya maden ocağını konduran uzmanların, resmi kurumların fark etmemesini hayretle karşılıyor insan.

Köye girince madenin korkunç görüntüsü hemen altınızda beliriveriyor. Yamaçta devasa bir çukur oluşmuş. Dibinde biriken açık mavi su tehlikeyi anlatıyor. Daha kötüsü yamaçta oluşan metrelerce uzunlukta ciddi yarıklar ise daha büyük bir felaketin habercisi. Çatlakların hemen üstünde köy evleri sıralanıyor. Şimdiden bir ev bu nedenle yıkılmış. Lakin ne bir önlem ne bir ses çıkmış yetkililerden. Şirket cevher toplamak için yamaçları kazdıkça derinleşen heyelanı görmezden gelmeye devam ediyorlar, şirket sıkıntıya düşmesin, kamu yararına(!) halel gelmesin maksat.

Köylüler yıllardır mücadele ettiklerini ama uyarılarının dinlenmediğini anlatıyorlar.

Bu tehlikenin sadece Kirazlıyayla köyü ile sınırlı kalmadığını, zehirlerin Yenişehir ovasında yetişen ve tüm ülkeye dağıtılan meyve ve sebzeler üzerinden milyonlarca sofraya kadar uzanacağı uyarısını yapıyorlar.

Yağan her yağmurda toprağın daha çok aşağı kaydığını, atık çamur barajının gevşek toprağının bu nedenle çöktüğünü, tüm tesisin heyelan tehlikesi altında olduğunu, köyün yamaçlarında giderek derinleşen çatlakların bu nedenle oluştuğunu ama yetkililerin inanılmaz bir şekilde görmezden geldiklerini ifade ediyorlar.

İliç’te de benzer ihmallerin bilerek yaşandığını ve sonunda yaşanan büyük bir çevre felaketi ile dokuz işçinin öldüğünü hatırlatarak sesleniyorlar;

“Yetkililer müdahale etmek için daha neyi bekliyorlar, ölmemizi mi?”

7-8 yıldır madene karşı mücadele ettiklerini ama büyük bir baskı altına alındıklarını, topraklarını korumaya çalıştıklarında karşılarında jandarmayı bulduklarını, yetkililerin tamamen şirket lehine tavır aldıklarını üzülerek ifade ediyorlar; “İşinde gücünde olan bizleri isyanla suçladılar, biz doğruyu söyledik, bu yamaçlarda maden olmaz, kayar dedik. Dinlemediler, işte dediğimiz oldu. Zamanında karşımıza jandarmayı dikenler, bizi ikna etmeye çalışanlar şimdi adım atmıyor köye”

Heyelanın bu bölgenin gerçeği olduğunu ve yetkilerin de bunu çok iyi bildiklerini, geçmiş yıllarda sadece bir dönümlük göletlerini biraz daha büyütmek için başvurduklarında, kurum yetkililerinin heyelan tehlikesi nedeniyle kabul etmediklerini, aynı bölgede yol açma isteklerinin de yine heyelan sebebiyle reddedildiğini ama nasıl oluyor da bu devasa ocaklara ve baraja izin verdiklerini söylüyorlar.

“İşin daha vahimi maden daha çok genişletilmek isteniyor, bu barajdan üç tane daha planlanmıştı. Yani toplam dört atık çamur barajı yapılacaktı. Üçü Yenişehir ovasına bakan tarafta, diğeri İznik gölüne bakan yamaçta planlanıyordu. İznik gölü tarafındakini iptal ettiler, zehir gölü yok eder, balıkları öldürür, bu taraftakileri ise nasıl olsa toprak emer diye onayladılar. Bunu köye gelen yetkililerin ağzından duyduk. Göldeki facia anlaşılır diye korkuyorlar, toprağa bir şey olmaz diye bakıyorlar”

Köylü kadınlara direndikleri için davalar açılarak sindirilmek istendiğini, şirketin iş vaadiyle kandırmaya çalıştığı, kabul etmeyenleri ise korkutmaya çalıştıklarını söylediler.

2024 yılında madene karşı kazandıkları davayı Danıştay’ın iptal etmesini de şirketin hukuki süreçler üzerinde kurdukları baskıya bağlayan köylüler, hukuken de çaresiz bırakıldıklarını ifade ediyorlar.

Maden işletildikçe birken zehirli atık çamurlar konusunda, coğrafi koşulların elverişsizliği ve denetimsizlik nedeniyle şirketin usulsüz davrandığını, atıkları güvenle toplayacakları düz bir alan olmadığı için kaçak olarak yıllardır yamaçtan aşağıya döktüklerini, meyve bahçelerine doğru aktığını anlatan çiftçiler, atık barajı gövdesinde de bu çamurun kullanıldığını söylüyorlar. Baraj gövdesinin üst kısmındaki gri renkli katmanlar bu iddiayı doğrular nitelikte. İşletmeyi denetlemeye gelen görevlilerin duruma dair değerlendirmelerine henüz ulaşılmış değil.

Bursa Su Kolektifi ve Yenişehir Çevre Platformu da projenin olası tehlikelerini ilk yıllardan itibaren defalarca resmi kurumlara iletmesine ve kamuoyuna paylaşmasına rağmen şirketin çalışmaları durmadan devam ettiği görülmektedir.

Bursa Su Kolektifinden uzmanlar madenle ilgili vahim duruma dair değerlendirmelerde bulunuyorlar.

Bu bilgilere göre madenin 2019 yılına ait ÇED raporu revize edilip inşaatı bitene kadar atık barajı olmadan işletilmesine izin veriliyor.

Revizyon sonrası inşa edilen atık barajına ise 21.07.2023 tarihinde 06.02.2023 gününe kadar geçici olarak izin veriliyor. Ancak geçici izin süresi dolduktan ve baraj gerçekten de fiilen de dolduktan sonra da günümüze kadar işletilmesine izin veriliyor.

Şirket kapasitesi dolan barajın üzerine ve çevresine üç metreyi bulan pasayı yasadışı olarak biriktiriyor. Dolayısıyla yağmur sonrası vadiye kayan barajın orijinal gövdesinin değil barajın üzerine fazladan yığılan zehirli atık pasaları olduğu uyarısında bulunuyorlar.

Dolayısıyla birden fazla ihmalin olduğu görünüyor, yaklaşık 3 yıl boyunca izinsiz olarak çalışmaya devam eden atık çamur barajına da, baraj gövdesine usulsüzce yığılan zehirli pasalara dair de herhangi bir denetleme yapılmadığı ve neticede faciaya neden olduğu ortaya çıkıyor. 

Söz konusu facia sonrası şirketin baraj gövdesini onarım çalışmaları devam etmesine rağmen, yıkılan gövdeden vadiye boşalan binlerce ton zehire dair gözle görülen bir önlem alınmadığı, mevcut madenin daha büyük kazalara sebep olmaması için işletme izninin ve ÇED onayının iptal edilmediği anlaşılmaktadır.

Yenişehir belediye başkanı Ercan Özer’in 21 Ocak 2026 tarihinde barajın önünde yaptığı basın açıklamasıyla gündeme gelen facianın üzerinden bir ay geçmesine karşın başkanın “Zehirler Sarıyer deresine dolmuş, ovaya doğru akıyor. Burada ciddi bir çevre katliamı var” uyarısına henüz yetkili kuruluşlarda etkili bir karşılık bulmadığı görülmektedir.

Sömürge madenciliği yurdun her noktasında ayrı facialar yol açtığı, maden holdingleri yasaların üstünde bir halde dokunulmazlıklarına devam ettikleri sürece daha büyük faciaların yaşanacağını öngören uzmanlar mevcut politikalar ile ülkenin ekosisteminin daha fazla dayanamayacağı uyarısında bulunuyorlar.

Kirazlıyayla köylüleri yalnız, Yenişehir ovası sahipsiz, kurumlar suskun, maden şirketi Meyra bölgenin hakimi imişcesine daha büyük felaketleri göze alarak madeni işletmeye devam ediyor.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış