Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Savaşın Dili mi, Barışın Dili mi? Asimetri Üzerine Bir Değerlendirme

Savaşın asimetrik dili dünyaya hızla yayılırken, barışın dili çoğu zaman sessizce ve temkinli bir şekilde inşa edilir.Ama tam da bu nedenle, kurulduğunda yalnızca bir iletişim biçimi değil, aynı zamanda siyasetin en değerli imkânlarından biri haline gelir.

Savaşın Dili mi, Barışın Dili mi? Asimetri Üzerine Bir Değerlendirme

İletişim kuramcısı George Lakoff, siyasal tartışmalarda kullanılan kelimelerin yalnızca gerçekliği tanımlamadığını, aynı zamanda onu “çerçevelediğini” ve insanların olayları hangi zihinsel kalıplarla anlamlandıracağını belirlediğini vurgular. Benzer şekilde tarihçi Timothy Snyder de modern otoriter siyasetlerde dilin nasıl stratejik biçimde yeniden üretildiğini gösterir: kelimelerin sadeleştirildiğini, karmaşık gerçekliklerin basit sloganlara indirgenerek siyasal anlatıdaki hızlı yayılmayı gözler önüne sermektedir. Buradan hareketle barışın dili yalnızca zor bir dil değildir; aynı zamanda mevcut güç ilişkilerinin dışında yeni bir anlam alanı kurmaya çalıştığı için daha fazla dirençle karşılaşır. Ve belki de savaşın asimetik dilini teşhis etmek kolaylaşır; ama barışın dilini kurmak hâlâ siyasetin en zor meselelerinden biri olarak kalmaya devam eder. Bu yazının odaklanmaya çalıştığı, savaş dilinin asimetrik yapısı üzerinden onun emperyal güç kullanımını meşrulaştıran ve normalleştiren işlevine dikkat çekmek;  barış dilinin oluşturulmak istenmemesindeki inadı değerlendirmektir.

Bu odaklanma hali barış dilinin tamamen kaybolmayacağı umudu ve gerçekliğini değiştirmemektedir. Çünkü bazen büyük anlaşmalarda değil, çatışmayı büyütmeyen küçük adımlarda ortaya çıkan barış dili, çoğu zaman güçlü devletlerin söyleminde değil, daha kırılgan aktörlerin kurduğu cümlelerde duyulmaktadır.

Her alanda savaş dilini yazmak, konuşmak, vurgulamak hep daha kolay…

Savaşın asimetrik dili hızlıdır. Birkaç kelime yeter: tehdit, saldırı, misilleme, operasyon. Cümleler kısadır, taraflar nettir ve hikâye kolay kuruludur. Barışın dili ise böyle değildir. Uzun, karmaşık ve çoğu zaman kırılgandır. Çünkü savaş kesinlik üretir; barış ise belirsizliklerle, pazarlıklarla ve karşılıklı kabullerle ilerler. Belki de bu yüzden siyasette savaşın asimetrik dili hızla yayılırken, barışın dili çoğu zaman geç duyulur.

Siyasal tartışmalarda ve medyada savaşın asimetrik dili çözülmesi en kolay dil olarak öne çıkar. Kullanılan kelimeler, seçilen fiiller ve kurulan cümleler çatışmanın nasıl anlatıldığını açık biçimde gösterir. “Tehdit”, “güvenlik”, “misilleme”, “operasyon” gibi kelimeler kısa ve keskin bir siyasal sözlük oluşturur; tarafları net biçimde ayırır, kamuoyunu hızla seferber eder ve güçlü duygular üretir. Bu nedenle savaşın asimetrik dili hem üretmesi hem de dolaşıma sokması en kolay siyasal dillerden biridir.

Savaş dili aynı zamanda dramatiktir. Tehlike, savunma ve zafer gibi güçlü imgeler üzerinden kurulur. Bu dilin cümleleri kısa, iddialı ve kesinlik içerir. “Tehdit var”, “karşılık verildi”, “operasyon başlatıldı” gibi ifadeler hem siyasi aktörler hem de medya için hızlı ve anlaşılır bir anlatı sunar. Belirsizlikten çok kararlılığı, tartışmadan çok eylemi çağırır.

 Savaşın Dili mi, Barışın Dili mi? Asimetri Üzerine Bir Değerlendirme

Uluslararası medyada da benzer bir eğilim görülür. Örneğin CNN’de yayımlanan bir analizde İran’a ilişkin gelişmeler “Iran after 48 hours: Tactical success, strategic uncertainty” başlığıyla verilir. Burada dikkat çeken nokta, olayın insani sonuçlarından çok askeri ve stratejik kazanımların öne çıkarılmasıdır. “Tactical success” gibi ifadeler çatışmayı bir insanî trajedi olmaktan çıkarıp neredeyse bir askeri hesaplama meselesine dönüştürür.

 Savaşın Dili mi, Barışın Dili mi? Asimetri Üzerine Bir Değerlendirme

Benzer şekilde Reuters’ın canlı yayın akışında yer alan “Iran war live: Trump says US will have a role in choosing Iran’s next leader; Israel orders southern Beirut evacuation” başlığı da çatışmayı jeopolitik hamleler ve devletlerin stratejik kararları üzerinden kurar. Bu tür anlatılar savaşın asimetrik dilinin ne kadar hızlı dolaşıma girebildiğini gösterir. Çünkü bu dilde karmaşık süreçler yoktur; açık aktörler, açık hedefler ve hızlı sonuçlar vardır.

Dilsel tercihler bu noktada önemli bir rol oynar. Aynı askeri eylem farklı haberlerde farklı kavramlarla anlatılabilir: bir yerde “işgal” olarak adlandırılan bir hareket başka bir yerde “askeri operasyon” ya da “sınırı geçme” olarak aktarılabilir. Ölüm haberlerinde kullanılan fiiller bile güç ilişkilerini yansıtır. Gazeteci Mehdi Hasan’ın Sky News’in paylaşımı üzerine ironik biçimde dile getirdiği “Lebanese die, Israelis are killed” ifadesi bu durumu çarpıcı şekilde özetler. Bir tarafın ölümü neredeyse faili belirsiz bir olay gibi aktarılırken, diğer tarafın ölümü açık bir sorumluluk vurgusuyla anlatılır.

Bu tür dilsel tercihler siyasal iletişim literatüründe “çerçeveleme” olarak tanımlanır. Haberler yalnızca bilgi aktaran metinler değildir; aynı zamanda olayları belirli bir anlam dünyası içinde konumlandıran anlatılardır. Hangi kelimenin seçildiği, hangi failin görünür kılındığı ve hangi hikâyenin öne çıkarıldığı, kamuoyunun olayı nasıl algılayacağını belirler.

Barışın dili ise bambaşka bir mantıkla çalışır…

Savaşın asimetrik dilindeki kesinlik ve hız, barış dilinde yerini belirsizliklere ve uzun süreçlere bırakır. Çünkü barış yalnızca bir ateşkes değildir; karşılıklı tanıma, güven inşası, geri adımlar ve müzakere gerektirir. Bu nedenle barışın dili çoğu zaman daha temkinli, daha yavaş ve daha kırılgan bir biçimde ortaya çıkar.

Barış dilinin zor kurulmasının bir nedeni de siyasal maliyetidir. Savaş dilinde geri adım yoktur; güç ve kararlılık vurgusu vardır. Barış dilinde ise uzlaşma, taviz ve karşılıklı kabul söz konusudur. Bu durum özellikle kutuplaşmış siyasal ortamlarda aktörlerin barış dilini kullanmasını zorlaştırır. Çünkü müzakere çoğu zaman zayıflık olarak yorumlanabilir.

Bu yüzden barışın dili pratik siyasete de daha yavaş yansır. Savaşın asimetrik dili bir günde kurulabilir; barışın dili ise çoğu zaman yıllar süren temaslar, küçük adımlar ve kırılgan süreçler içinde şekillenir. Medyada ve siyasal söylemde de benzer bir durum görülür: savaşın asimetrik dili manşetlere hızla taşınırken, barışın dili çoğu zaman daha sessiz ve daha ihtiyatlı cümlelerle kendine yer bulur. Tam da bu noktada dil ile iktidar arasındaki ilişki görünür hale gelir. Siyasette yalnızca askeri ya da ekonomik güç değil, kavramların dolaşımı da bir egemenlik alanı oluşturur. Hangi kelimelerin meşru kabul edildiği, hangilerinin marjinalleştirildiği ve hangi anlatıların merkezde yer aldığı çoğu zaman güçlü aktörlerin kurduğu söylem alanı içinde belirlenir. Bu nedenle savaşın asimetrik dili yalnızca hızlı olduğu için değil, aynı zamanda hâkim söylem tarafından sürekli yeniden üretildiği için de kolay dolaşıma girer.

Savaşın asimetrik dili dünyaya hızla yayılırken, barışın dili çoğu zaman sessizce ve temkinli bir şekilde inşa edilir.Ama tam da bu nedenle, kurulduğunda yalnızca bir iletişim biçimi değil, aynı zamanda siyasetin en değerli imkânlarından biri haline gelir.

***

Kapak Görseli: Barış ve Savaş – Peter Paul Rubens (1629-1630)

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış