Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Venezuela'da Bundan Sonra ne Olacak?

Trump yönetiminin Maduro’yu şu veya bu biçimde kaçırarak ABD’ye götürmesi, mutlak bir zafer olarak görülemez. Beklenilen siyasal sonuçları doğurmaz. Latin Amerika kıtası çok açık olarak kaçırma eylemine karşı duruyor. AB, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletlerin Devletler anlaşmasının ihlaline dikkat çekiyor. Çin ve Rusya açıkça tutum belirliyor. Ama aynı zamanda Venezuela’da devletin varlığını devam ettirmesi ve mevcut statükonun korunması özellikle Çin ve Rusya için bir avantaj olarak görülüyor.

Venezuela'da Bundan Sonra ne Olacak?

Dünya’da ne zaman ne olacağını tahmin etmek gerçekten çok zorlaştı. Yapılabilecek en mantıklı ve en gerçekçi öngörülerin çok zaman bir zamanda diliminde boşa düştüğünü 2026 yılının daha ilk üç gününde gördük. Venezuela lider Maduro kaçırılarak ABD’ye götürüldü. İran’da dönüşü olmayan bir halk hareketi başladı.

Yılın üçüncü gününde ABD’nin Venezuela devlet başkanı Maduro’yu kaçırmasıyla uyandı. Maduro’nun kaçırılmasıyla sorular peş peşe gelmeye başladı:

Bu operasyon ne anlama geliyor?

Dünyada kimlere nasıl bir mesaj verildi?

Küresel güç ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Küresel ve bölgesel savaşlarda yeni bir döneme mi girildi?

Küresel istikrara mı yoksa istikrarsızlığa mı yol açar?

Sorular artıyor ama bu sorulara objektif ve en azında doğruya yakın yanıtlar bulmak önemlidir.

ABD’nin yaptığı bu operasyonun nedeni uyuşturucu mu?

Trump yönetimi bu operasyonun gerekçesini ise  Maduro’nun ABD’ye uyuşturucu gönderen kartelin lideri olduğu iddiasıyla yapıldığını açıkladı. New York Güney Bölgesi Savcılığının Maduro hakkında hazırladığı ve birkaç gün önce kamuoyuna açıkladığı iddianamede "uyuşturucu terörizmi, kokain kaçakçılığı, ABD'ye karşı makineli tüfek ve yıkıcı cihazlara sahip olma" iddialarını ileri sürmüş. Peki gerçek durum böyle mi? 2025 yılı Ocak ayında piyasaya çıkan ‘Dünyada ve Türkiye’de  Uyuşturucunun Ekonomi Politiği’ isimli kitabımda ABD’nin Latin Amerika’da uyuşturucu trafiğini nasıl örgütlediğini, bunun için hemen her Latin Amerika ülkesinde CİA’nın uyuşturucuyu kontrol etmek için ‘bürolar kurduğunu, en önemlisi de trilyon dolara varan uyuşturucu paralarının CİA tarafından ABD bankalarına nasıl yönlendirildiğini ve aklandığını’ belgeleriyle açıkladım.  

Bir başka ilginç bir gelişme yaşandı. Birkaç hafta önce Trump, ABD’de uyuşturucudan tutuklu bulunan ve 45 yıl hapis cezası alan Honduras eski devlet başkanı Juan Orlando Hernandez’i affettiğini açıkladı ve bu kişi savcılık tarafından serbest bırakıldı. Peki Madoru hakkında uyuşturucu nedeniyle operasyon yapan ABD, tersine uyuşturucu nedeniyle 45 yıl ceza alan Hernandez’i neden serbest bıraktı? Bunun iki cevabı var: Birincisi, Maduro’ya bir mesajdır. Biz seni uyuşturucu ticareti gerekçesiyle yakaladık ve yargılayacağız ama anlaşırsak serbest bırakırız. İkincisi ise ABD için sorunun uyuşturucu olmadığını ve Latin Amerika’daki uyuşturucu hareketlerinin ve yönetiminin ABD’nin kontrolünde olduğuna dair bir mesaj vermesidir. Yani uyuşturucu bölgesel hakimiyeti sağlamada ve stratejiyi uygulamada sadece bir araçtır.

Trump Yönetimi Maduro’yu Venezuela Başkenti Caracas’da mı yakaladı?

ABD Basınına verilen bilgilere göre ‘ABD’nin Özel Birlikleri Venezuela’nın Başkentine kapsamlı bir hava operasyonu yaparak Maduro’yu konutunda gece yarısı gözaltına aldılar. Yine iddiaya göre: Venezuela ordusu hiçbir tepki gösteremedi çünkü ordunun bütün savunma ve saldırı kapasitesi yok edilmiş.

Peki, mevcut verilere bakıldığında böyle bir durum var mı? Olmadığı görülüyor. Venezuela ordusunda ciddi bir dağılma yok. Askeri kapasitesi de belirtildiği gibi esastan yok edildi mi? Edilmemiş. ABD askeri birliklerinin başken Caracas’a yönelik bazı hava saldırıları yaptığı doğru ama bunun oldukça sınırlı olduğu ortaya çıkmaya başladı. Aynı şekilde ABD ile Venezuela birbirine çok uzak değil. Uçakla 4-5 saat süren bir mesafede olmasına rağmen Maduro’nun ABD’ye gemiyle getirilmesi de dikkat çekti. Bunun nedeni, uluslararası basında yer almaya başlayan  iddialardan biri: Maduro’nun uçaktayken Pilot’un uçağı  Karayiplerde ABD’ye bağlı  bir hava üssüne indirdiğidir. ABD Askeri birlikleri, Maduro’yu konutunda almışsa neden uçakla ABD’ye getirilmedi sorusu gündeme geliyor. Bunun ne kadar gerçek olup olmadığı Maduro’nun yapacağı açıklamalardan öğrenilecektir. İkincisi, Maduro’nun Venezuela hükümetinden ama özellikle ordu içerisinde bir kliğin CİA ile işbirliği yaptığıdır. Maduro’nun güvenliğinin bütünüyle devre dışı bırakılmasının bu ekip tarafından yapıldığı ve ABD Askerlerine önemli bir kolaylık sağladığına dair iddialardır. Bunlar iddiaların ne kadar doğru olduğu şimdiden bilinmez. ABD askeri birliklerinin gerçekten başkent Caracas’a Maduro’ya operasyon yapıp yapmadıkları önümüzdeki yıllarda anlaşılacaktır. Ancak yöntemi, biçimi nasıl olursa olsun ABD, Maduro’yu gele geçirdi. Meselenin özü budur.

İki hafta önce yayınlanan “ABD, Venezuela’ya Karşı Bir Savaş Başlatır Mı?” isimli makalemde:“ABD ile Venezuela arasındaki askeri güç hiçbir şekilde kıyaslanamaz.  Peki, dünyanın en modern ve en güçlü ordusu olarak bilinen ABD, Venezuela’yı işgal eder mi?  Uyuşturucuyla mücadele gerekçesiyle Venezuela’yı denizde ablukaya alan ABD’nin askeri bir operasyonu mümkün mü? Bu olasılığın gündemde olduğuna dair çok sayıda analiz var. Maduro istifa etmediği taktirde ABD’nin bir askeri operasyon yapmasının yüksek bir olasılık olduğu belirtilmesine rağmen bunun sanıldığı gibi kolay olmayacağı açıktır… Bütün ve faktörlere rağmen ABD’nin Afganistan’da. Irak’ta ve Libya’daki gibi bir savaş stratejisi izlemesi son derece zor görünüyor. Kapsamlı bir savaşın sadece Venezuela için değil bütün Amerika kıtası için çok daha büyük krizlerin gündeme geleceği ve bunun da ABD’yi ciddi oradan etkileyeceği tahmin edilen bir durumdur. Aynı şekilde ABD kamuoyunun Venezuela’ya yönelik olası bir askeri operasyona karşı olduğuna dair çok sayıda anket yayınlandı. Bu nedenle ABD’nin öncelikli olarak Venezuela’yı denizden tam bir askeri ablukaya alarak tamamen izole etmeyi ve iç dinamikleri sarsarak kısmi bir hava operasyonu yapmasının daha mümkün olacağı belirtilmektedir.” Maduro’nun şu veya bu biçimde kaçırılıp ABD’ye götürülmesi, Trump yönetiminin Venezuela ile kapsamlı bir savaşa girmek istemediğini, sorunu Maduro’yu alarak çözmek istediği artık net bir şekilde anlaşıldı.

ABD Maduro’yu yakalayarak küresel dünyaya nasıl bir mesaj vermek istedi?

Trump’ın yeni doktrininde ‘Asıl olan ABD’nin güvenliği ve geleceğidir, dünyanın güvenliği ikincildir.’ ABD Diplomasi ve ekonomik gücü ön plana çıkartırken de askeri gücü her an ve her zaman bir tehdit olarak kullanır. Trump yönetiminin belirlediği yeni güvenlik stratejisinde ‘savaş yerine barış’ yönelimi var. Ama bunu yaparken barışın savaşla sağlanabileceği sıklıkla dile getiriliyor. ABD, her bölgede ve kıtada model bölgeler seçerek bunu göstermek istiyor. Ortadoğu’da İran’a yönelik uyguladığı ve askeri baskıyla Molla rejimini teslim almak istiyor. Trump’ın İran rejiminin halkın kitlesel gösterilerine saldırması durumunda askeri seçeneği kullanması belirlediği yeni stratejinin bir sonucudur. Venezuela yönetimine ve devlet yapısına dokunmadan Maduro’yu kaçırıp ABD’ye götürmesi ve Venezuela petrolü bizimdir açıklaması bu doktrininin bir yansımasıdır. Ukrayna, topraklarının bir kısmının Rusya’ya verilmesi istemi, Golan tepelerinin Suriye’den alıp İsrail’e verdiğini açıklaması, Danimarka’ya ait Görland adalarını istemesi belirlenen yeni güvenlik stratejisinin sonucudur.

Trump’ın iki hafta sonra Çin lideri Xi ile yapacağı görüşmede, Çin lehine Tayvan hakkında sürpriz açıklama yapabilir. Trump yaptığı basın açıklamasında Rusya ve Çin’e Venezuela’daki ekonomik çıkarlarının korunacağının mesajını vererek iki ülkeyi sakinleştirmek istediği anlaşılıyor. Çünkü Rusya’nın Ukrayna, Çin’in Tayvan meselesi var. Venezuela’ya yaptığı saldırı bu Rusya ve Çin için çok meşru gerekçeler yaratacaktır.

ABD’nin Maduro’yu kaçırmasının amacı nedir?

Trump, yaptığı basın açıklamasında gazetecilerin "Venezuela'nın petrol endüstrisinin geleceğinde ne görüyorsunuz?" sorusuna Trump, "Gördüğüm şu ki son derece müdahil olacağız. Söyleyebileceğim bu. Dünyadaki en mükemmel en büyük petrol şirketleri ve son derece müdahil olacağız." yanıtını verdi. Söz konusu makalemde “BP, OPEC ve diğer enerji kuruluşlarının uluslararası istatistiklerine göre “Venezuela’nın rezervlerinin yaklaşık 300 milyar varil olduğu tahmin ediliyor ve toplam küresel petrol rezervlerinin yaklaşık %18’ini oluşturuyor. Suudi Arabistan yaklaşık 260 ila 298 milyar varil ile ikinci sırada yer alırken, Kanada yaklaşık 168 milyar varil, İran yaklaşık 158 milyar varil ve Irak yaklaşık 145 milyar varil ile üçüncü sırada yer alıyor.”  Mesela Trump’ın meselesi ne Maduro ne de uyuşturucu sorunu olup tamamen Venezuela’nın enerji kaynaklarıdır.  Trump, yaptığı basın açıklamasında Venezuela’yı kast ederek: "Orada bir grup olmasını istiyoruz. Petrol şirketlerinin milyonlarca dolarlık yatırımından bahsediyoruz. Onların zararının karşılanması gerekiyor. Orayı düzgün şekilde yöneteceğiz.” ABD’nin stratejik çıkarları ve ekonomik sorunları nedeniyle Venezuela’ya zorunlu ihtiyaç duyduğu, dünya çapında görülen bir durum.

Maduro’nun kaçırılması Venezuela’da sistemin varlığını etkilemedi

Venezuela devlet sistemi olduğu gibi devam ediyor. Devletin stratejik gücü olan Meclis, Senato, Dışişleri, Savunma ve İçişleri Bakanları, Genelkurmay Başkanı, Kuvvet Komutanları ve Milis Güçleri olduğu gibi duruyor.  Genelkurmay Başkanı, Venezuela askeri birliklerinin başkenti son askerine kadar savunacağını açıkladı. Anayasa Mahkemesi Maduro’nun Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez'i Venezuela Başkanı olarak atadı. Delcy Rodriguez, başkan yardımcısıyken Venezuela'nın istihbarat ajansı olan Bolivarcı İstihbarat Servisi'nin (SEBIN) sorumlusu olmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Venezuela Savunma Konseyi’nde kürsüye çıkıp konuşan Venezuela’nın yeni başkanı “Venezuela hiçbir ülkenin boyunduruğu altına girmeyecek ve asla bir ‘koloni’ haline gelmeyecek” kararlılığını vurguladı. Aynı zamanda “kendisinin tek bir lideri olduğunu ve onun da Nicolas Maduro olduğunu tüm dünyaya ilan ediyorum” dedi.

Trump’ın Venezuela yönetimine dolaylı mesajı

Trump yönetimi, Maduro’nun kaçırılmasının özellikle Latin Amerika kıtasında ciddi politik sonuçlara yol açacağının farkındadır. Yaptığı basın açıklamasında Venezuela muhalefetinin lideri olarak bilinen ve "Nobel Barış Ödülü’nü hak ediyor"   olarak ilan ettiği Machado’yu  denklemin dışına attı.  Trumup “Machado’nun halk nezdindeki gücünü ve siyasi kapasitesini yetersiz bulduğunu” belirterek aslında Venezuela devletine dolaylı uzlaşma mesajı verdi. Böylelikle Maduro’yu  Birleşmiş Devletler Hukukunu çiğneyerek kaçırılmasının daha ciddi bir soruna dönüşmemesi için devletin statükosunun devamı için uzlaşabileceği sinyalini vermiş oldu.

Maduro’nun kaçırılmasına kim ne dedi?

Latin Amerika kıtasından önemli tepkiler gelmeye başladı

Latin Amerika’nın önemli ülkeleri ABD’nin Maduro operasyonuna karşı çok net bir tutum aldılar. Yapılan açıklamalar, ABD’nin Latin Amerika’da uygulamak istediği stratejinin ciddi sorunlar yaratacağını ortaya koyuyor.


Kolombiya Cumhurbaşkanı Petro: Pedofillerden oluşan bir klan demokrasimizi yok etmek istiyor. Epstein'in listesinin ortaya çıkmasını engellemek için savaş gemileri gönderip balıkçıları öldürüyorlar ve komşumuzu petrol kaynakları için işgal tehdidiyle karşı karşıya bırakıyorlar. "Hangi kanun Amerika Birleşik Devletleri'ne meşru olarak seçilmiş bir devlet başkanını kaçırma ve kendi topraklarında yargılama hakkı veriyor? Peki bu yargılamayı hangi yetkiye dayanarak yürütüyor? ABD, kendisini kanunların, egemenliğin ve ulusların üstünde, dünyanın koruyucusu mu ilan etti?"

Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Havana'da düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada Washington'ı Devlet Başkanı Nicolas Maduro'yu kaçıran ‘Washington faşizmine karşı çıkmaya’ çağırdı.  Diaz-Canel: “Küba, ABD'nin Venezuela'ya karşı suç teşkil eden saldırısını kınıyor ve uluslararası toplumdan acil bir tepki talep ediyor… Venezuela halkına ve Amerika kıtasına karşı devlet terörü uygulamakla" suçladı.

Meksika Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada: “Meksika hükümeti, ABD silahlı kuvvetlerinin Venezuela topraklarına karşı tek taraflı gerçekleştirdiği ve BM Şartı'nın 2. maddesini açıkça ihlal eden askeri eylemleri şiddetle kınamakta ve reddetmektedir."

 Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva:  "Venezuela topraklarının bombalanması ve devlet başkanının alıkonulması kabul edilemez çizgiyi aşmıştır. Bu eylemler, Venezuela'nın egemenliğine yönelik ciddi bir saldırı ve uluslararası toplum için son derece tehlikeli bir emsal teşkil etmektedir… Uluslararası hukuku açık bir şekilde ihlal ederek ülkelere saldırıda bulunmak, çok taraflılığın yerine en güçlü olanın hukukunun geçerli olduğu, şiddet, kaos ve istikrarsızlıkla dolu bir dünyaya doğru atılan ilk adımdır."

Eski Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales: Trump, yeni dünyanın Hitler'i. Trump, doğal kaynaklara olan hırsı, nefreti ve halkların ve liderlerin imajını çarpıtma dürtüsüyle hareket ederek, silah zoruyla, hiçbir sınırlama olmaksızın ülkeleri işgal ediyor, öldürüyor ve yağmalıyor. Milyonlarca insanın yok edilmesini hedefleyen yeni Hitler karşısında artık yeter, sessizlik ve suç ortaklığı!

Küresel Güçlerin Yaklaşımı

BM Genel Sekreter Sözcülüğünden Venezuela'ya dair yapılan açıklamada: "Genel Sekreter, bugün ABD'nin askeri eylemi ile Venezuela'da gerginliğin tırmanmasından derin endişe duymaktadır, bu eylemin bölgede endişe verici sonuçları olabilir… Genel Sekreter, uluslararası hukukun kurallarına uyulmamasından endişe duyuyor."  

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas: Venezuela'daki  duruma ilişkin yaptığı açıklamada:  "AB, Sayın (Venezuela Devlet Başkanı Nicolas) Maduro'nun meşruiyetten yoksun olduğunu defalarca dile getirmiş ve barışçıl bir geçişi savunmuştur. Her koşulda uluslararası hukuk ve BM Şartı'na saygı gösterilmelidir. Tüm tarafları itidale davet ediyoruz." Avrupa Birliği adına yapılan bu açıklamada Maduro’nun ‘meşruiyeti’ bulunmuyor ancak uluslararası hukuk ve BM Şartı’nın ihlal edilmesine’ de karşı çıkıldığı uyarısı yapılıyor.

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot: "Nicolas Maduro'nun yakalanmasına yol açan askeri operasyon, uluslararası hukukun temelini oluşturan güç kullanmama ilkesini ihlal etmektedir. Fransa kalıcı siyasi çözümün dışarıdan dayatılamayacağını ve egemen halkların kendi geleceklerine kendilerinin karar verdiğini hatırlatır." ifadelerini kullandı.

İspanya Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklama: "İspanya, gerilimin azaltılması, ılımlılığın sağlanması ve her zaman uluslararası hukuka ve BM Şartı'nın ilkelerine saygı gösterilmesi çağrısında bulunuyor. Bu bağlamda İspanya, mevcut krize barışçıl ve müzakere yoluyla bir çözüm bulunması için arabuluculuk yapmaya hazırdır."

Çin

Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada:  “ABD'nin Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde barışı ve güvenliği tehdit ettiğini” belirtti ve "Çin, ABD'nin egemen bir ülkeye ve onun devlet başkanına güç kullanımından derin şok içindedir ve bunu güçlü şekilde kınamaktadır… Washington yönetiminin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın amaç ve ilkelerine bağlı kalma, başka ülkelerin egemenliğini ve güvenliğini ihlal etmeye son verme çağrısı” yaptı. yapıldı.

Rusya

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Venezuela Devlet Başkanı seçilen  ı Rodriguez ile yaptığı görüşmede: “…Rusya'nın, Venezuela'nın ulusal çıkarlarını ve egemenliğini korumayı amaçlayan Bolivarcı hükümetin politikasını desteklemeye devam edeceğini” belirtmiş. Aynı şekilde bakanlık açıklamasında: “Taraflar, durumun daha fazla tırmanmasını önleme ve diyalog yoluyla durumdan bir çıkış yolu bulma yönündeki çabaları desteklediklerini… Şiddetle Amerikan yönetimini halihazırdaki tutumunu yeniden gözden geçirmeye ve egemen bir ülkenin meşru olarak seçilmiş devlet başkanını ve eşini serbest bırakmaya çağırıyoruz.”

Bugüne kadar ABD’nin Maduro’yu kaçırmasına doğrudan destek veren  iki ülke var: İsrail ve Ukrayna.

İngiltere dahi ‘Mudaro’nun kaçırılmasını olumlu değerlendirirken ‘uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartına’ vurgu yapması, Japonya’nın belirsiz açıklamaları, Hindistan’ın ABD’nin girişimini olumlu değerlendirmemesi, Washington’un Maduro’yu kaçırmasında uluslararası alanda ciddi desteğin gelmediğini gösteriyor.

ABD içerisinde kim ne dedi?

ABD’nin Maduro politikası bugüne ait değil. Birinci Trump döneminde 2020 yılında Maduro için 15 milyon dolar ödül konulmuştu. Biden döneminde bu politika devam ettirildi ve ödül 20 milyon dolara çıkartıldı. Trump ikinci döneminde Maduro’yu  kaçırıp ABD’ye getirtti. Politik kararlılık bakımından Trump için bir başarı olarak değerlendirmek mümkün. Ancak, bu politikanın ABD içerisinde güçlü bir destek oluşmuş değil. ABD Kamuoyu araştırmalarında Maduro’yu tehlikeli biri olarak görüldüğü ancak Venezuela’ya askeri güçle müdahale edilmesini ve devlet başkanının bu tarzda kaçırılmasına olumlu bakmadığı anlaşılıyor.

New York’un Müslüman Belediye Başkanı Mamdani: “Egemen bir ülkeye tek taraflı saldırı, bir savaş eylemidir ve hem federal hem de uluslararası hukukun ihlalidir” açıklaması yaparak Trump yönetimine ciddi eleştirilerde bulundu.

Biden’in Başkan Yardımcısı ve Trump’a karşı Demokratların Adayı olan Kamala Harris çok daha kapsamlı bir değerlendirme yaptı : “Donald Trump'ın Venezuela'daki eylemleri Amerika'yı daha güvenli, daha güçlü veya daha uygun fiyatlı hale getirmiyor. Maduro'nun acımasız, gayrimeşru bir diktatör olması, bu eylemin hem yasa dışı hem de akıllıca olmadığı gerçeğini değiştirmez. Bu filmi daha önce de izledik. Rejim değişikliği veya petrol için yapılan savaşlar güç gösterisi olarak satılır ama kaosa dönüşür ve bedelini Amerikan aileleri öder. Amerikan halkı bunu istemiyor ve kendilerine yalan söylenmesinden bıktı. Bu mesele uyuşturucu veya demokrasiyle ilgili değil. Bu mesele petrol ve Donald Trump'ın bölgesel güçlü adam rolünü oynama arzusuyla ilgili. Eğer bunlardan herhangi birini önemseseydi, hüküm giymiş bir uyuşturucu kaçakçısını affetmez veya Maduro'nun yandaşlarıyla anlaşmalar yaparken Venezuela'nın meşru muhalefetini bir kenara itmezdi. Başkan, askerleri riske atıyor, milyarlarca dolar harcıyor, bölgeyi istikrarsızlaştırıyor ve hiçbir yasal yetki, çıkış planı veya ülke içinde hiçbir fayda sağlamıyor. Amerika'nın, çalışan ailelerin maliyetlerini düşürmeyi, hukukun üstünlüğünü sağlamayı, ittifakları güçlendirmeyi ve en önemlisi Amerikan halkını önceliklendirmeyi ilke edinen bir liderliğe ihtiyacı var.”

Cumhuriyetçi kıdemli Senatör Mike Lee, : “ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, kendisine "Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun ABD'de cezai suçlamalarla yargılanmak üzere tutuklandığını ve bu ülkeye düzenlenen saldırıların tutuklama emrini uygulayanları korumak için gerçekleştirildiğini" açıkladı

ABD'nin en etkili Senatör Lindsay Graham ise “ABD'nin Venezuela'da düzenlediği saldırıların ardından Küba ve İran liderlerinin de endişeli olmalıdır.” Graham, ABD’nin dış politikasında en etkili ve kıdemli bir senatör olarak yaptığı açıklama Trump’a verilen en ciddi desteği ifade ediyor.

Maduro’nun Kaçırılmasının Ankara’ya yansıması olur mu?

Maduro’nun kaçırılıp ABD’ye götürülmesi Ankara açısından önemli sorun işaretleri oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Maduro ardasında çok özel bir ilişkinin olmasının ötesinde iki ülke arasındaki ilişkiler uluslararası alanda sorgulandığı bilinmektedir. Türkiye dahil uluslararası basına yansıyan bir kısım iddialar bulunuyor. Venezuela ile Türkiye arasındaki ilişkilerde: Altın ticareti, uyuşturucu ticareti, petrol ihracatı gibi iddialar ABD basınında yer alan konular olarak ön plana çıktı. Hatta Sedat Peker’in yayınlandığı videolarda Venezuela’dan uyuşturucu’ sevkiyatı yapıldığına dair iddialara yer verildi.  Burada esas sorun, ABD’nin Venezuela’ya uyguladığı ambargonun Hem Türkiye’nin hem de Türkiye üzerinden Rusya ve İran tarafından ihlal edildiği iddiasıdır. Bunların Maduro’nun yargılanmasında gündeme gelme olasılığı özellikle Ankara’da dikkatle izlenecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın ‘dostu’ olan Trump’ın talimatıyla  yine Erdoğan’ın yakın ‘dostu’ Maduro’nun uluslararası hukukun çiğnenerek korsavari bir şekilde kaçırılması en çok cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başını ağrıtabilir. 

Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada: “…Venezuela’da meydana gelen son gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Türkiye, Venezuela’nın istikrarına ve Venezuela halkının huzur ve esenliğine önem atfetmektedir. Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz. Venezuela’daki krizin uluslararası hukuk çerçevesinde çözüme kavuşturulması yönünde her türlü yapıcı katkıyı sunmaya hazırız.” Telaşı ve ürkekliği içeren    bir açıklama olduğu görülüyor.

Cumhurbaşkanlığı danışmanlarından  açıklamalar geldi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurul Üyesi Cemil Ertem, ABD'nın Venezuela'ya saldırısına ilişkin X hesabından açıklama yaptı. Ertem: Soykırımcı ABD, Ortadoğu'da katil İsrail'le birlikte yaptığı emperyal haydutluğa Venezuela'ya saldırarak devam ediyor. Venezuela halkının ve Başkan Maduro'nun yanındayız! Bu haydutluk cezasız kalmamalı" dedi. Ama sonra korktu ve mesajını sildi. Peki sildi mi? Sildirildi mi? Sildiği anlaşılıyor. Korku ve koltuk başa beladır.  

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Dairesi Başkan Yardımcısı ve ‘Solcu’ Mehmet Uçum  oldukça cesur davrandı ve Maduro’ya ‘Karşı İşlenen Suçlar’  üzerine uzun sayılabilecek 7 maddelik bir değerlendirme yaptı. Maduro’nun anti-emperyalist çizgisinden ABD’nin ‘haydut’ emperyalist devlet olduğuna dair bakış açısını ortaya koydu.  Yani Cemil Ertem gibi korkmadı tersine ciddi bir açıklama yaptı.

Sonuç: Trump yönetiminin Maduro’yu şu veya bu biçimde kaçırarak ABD’ye götürmesi, mutlak bir zafer olarak görülemez. Beklenilen siyasal sonuçları doğurmaz.  Latin Amerika kıtası çok açık olarak kaçırma eylemine karşı duruyor. AB, uluslararası hukukun ve Birleşmiş Milletlerin Devletler anlaşmasının ihlaline dikkat çekiyor. Çin ve Rusya açıkça tutum belirliyor. Ama aynı zamanda Venezuela’da devletin varlığını devam ettirmesi ve mevcut statükonun korunması özellikle Çin ve Rusya için bir avantaj olarak görülüyor.

Venezuela Anayasa Mahkemesi’nin yeni Başkan olarak ataması Savunma Konseyi tarafından onaylanması, Venezuela halkının sokaklarda yönetime destek gösterisi yapması, Trump’ın operasyonu sadece Maduro ile sınırlaması uluslararası ve Latin Amerika’da gelecek tepkileri hafifletmeye yönelik bir plan olarak değerlendiriliyor.

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış