Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Açıklayıcı Dosya: Trump’ın Grönland Tehditlerinin Ardında Ne Var?

Artı: ABD neden nadir toprak minerallerini ele geçirmekle bu kadar ilgileniyor? Grönland, Soğuk Savaş sırasında ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabetin önemli odak noktalarından biriydi. 1946’da dönemin ABD Başkanı Demokrat Harry Truman, adayı 100 milyon dolar karşılığında satın almaya çalıştı. Bu girişim Soğuk Savaş bitene kadar gizli tutuldu.

Açıklayıcı Dosya: Trump’ın Grönland Tehditlerinin Ardında Ne Var?

Donald Trump yeni hedefini seçti: Grönland. Grönland’ı ilhak etme yönündeki söylemleri bir zamanlar ana akım medyada uçuk bir şaka olarak görülüyordu.

Ancak ABD’nin Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu kaçırmasının ardından Trump’ın Latin Amerika ülkesini “yöneteceğini” ilan etmesi, bu ihtimali artık daha gerçekçi kılıyor.

Beyaz Saray şu açıklamayı yaptı:
“Başkan Trump, Grönland’ı elde etmenin Amerika Birleşik Devletleri için bir ulusal güvenlik önceliği olduğunu uzun zamandır açıkça ifade etmektedir. Bu, Arktik bölgedeki hasımlarımızı caydırmak için hayati önemdedir.”

Trump, Arktik’teki bu bölgeyi ele geçirmeye çalışan ilk ABD başkanı değil.

ABD’nin askeri müdahalesi, Grönland’ı koloni olarak yöneten Danimarka’nın Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesinin ardından İkinci Dünya Savaşı sırasında başladı.

Ada savaş sonrası Danimarka’nın kontrolüne geri döndü, ancak ABD adadaki varlığından hiçbir zaman tamamen vazgeçmedi.

Grönland, Soğuk Savaş sırasında ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki rekabetin önemli odak noktalarından biriydi. 1946’da dönemin ABD Başkanı Demokrat Harry Truman, adayı 100 milyon dolar karşılığında satın almaya çalıştı. Bu girişim Soğuk Savaş bitene kadar gizli tutuldu.

Danimarka teklifi reddetti, ancak 1953’te adanın kuzeybatısında Pituffik Hava Üssü’nün kurulmasına izin verdi.

Bugün Trump, Grönland’ın “ulusal güvenlik önceliği” olduğunu ve “her tarafının Rus ve Çin gemileriyle dolu” olduğunu söylüyor.

Bu durum, emperyal güçler arasındaki rekabetin dünya genelinde nasıl tırmandığının açık bir göstergesi. Trump’ın Aralık ayında yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) de ABD stratejisinde bir yön değişikliğine işaret ediyor.

Strateji, Çin ve diğer güçlerle rekabet kapsamında “Batı Yarımküre” olarak bilinen —Amerikalar ve Grönland— bölgesinde hâkimiyet kurmaya yeniden odaklanıyor. Belgede şu ifadeye yer veriliyor: “Düşmanca yabancı müdahalelerden veya kilit varlıkların yabancı mülkiyetinden arındırılmış bir yarımküre istiyoruz.”

Grönland, özellikle kaynaklar üzerindeki yarışın merkezinde yer alıyor. Ada, dünyadaki 50 “kritik mineralin” 43’üne ev sahipliği yapıyor (aşağıya bakınız).

Ayrıca Arktik’teki en büyük petrol ve doğalgaz rezervlerinden bazılarını barındıran kıta sahanlığının bir parçası.

Emperyalist güçler, deniz taşımacılığı yollarını kontrol edebilmek için de Arktik bölge üzerinde mücadele ediyor. Kuzeybatı Geçidi, yılın belirli dönemlerinde açık hale gelerek Atlantik’ten Pasifik’e alternatif bir rota sunuyor.

Bu rota, Trump’ın kontrol altına almak istediği Panama Kanalı’nın kuraklık ve yoğunluk nedeniyle zorlanmasıyla daha da önemli hale geliyor.

ABD’nin Venezüella’ya yönelik saldırılarını kınamayı reddeden Batılı siyasetçiler, Grönland konusunda ise daha sert bir tutum aldı. Çarşamba günü altı Avrupalı lider şu açıklamayı yaptı:
“Grönland, Grönland halkına aittir. Grönland ve Danimarka ile ilgili konularda karar verme yetkisi yalnızca Danimarka ve Grönland’a aittir.”

Keir Starmer ise “tüm gerçekleri öğrenmeyi” beklemeden şu ifadeyi kullandı: “Grönland’dan elinizi çekin.”

Bunun nedeni, Grönland’ın NATO’nun savaş yanlısı ittifakının bir üyesi olan Danimarka’ya bağlı, özerk bir bölgeolmasıdır. Grönland 1979’da özerklik kazandı ve 2009’dan bu yana, referandum ve Danimarka parlamentosunun onayıyla tam bağımsızlık ilan etme hakkına sahip.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, ABD’ye “tehditleri durdurması için güçlü bir çağrıda bulunacağını” söyledi.

Trump yönetimi ve Cumhuriyetçiler arasında da Grönland konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor. Senato NATO Gözlemci Grubu’nun lideri, Kuzey Karolina’dan Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis, şunları söyledi:

“Danimarka ve Grönland, Grönland’ın satılık olmadığını açıkça ifade ettiğinde, ABD’nin antlaşma yükümlülüklerine uyması ve Danimarka Krallığı’nın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi gerekir.”

Ancak bu tehditler, gerileyen ABD emperyalizminin zirvede kalmak için ne kadar ileri gidebileceğinin bir hatırlatıcısıdır.

 

Nadir Toprak Mineralleri Neden Önemli?

Grönland, dünyanın “kritik hammaddelerinin” 50’sinden 43’ünü barındırıyor — ve ABD bu kaynaklara göz dikmiş durumda.

Nadir toprak mineralleri, yüksek teknoloji ürünlerinin üretiminde kilit rol oynar. Buna elektrikli araçlar, rüzgâr türbinleri ve bilgisayar ekranınız gibi açıp kapattığınız hemen her elektronik cihaz dahildir.

Ancak ABD’ye ait F-35 savaş uçakları, Tomahawk füzeleri ve Predator insansız hava araçları gibi ölümcül askeri teknolojiler de bu minerallere bağımlıdır.

Yapay zekâ (AI) ile nadir toprak elementleri derinden iç içedir. Washington DC merkezli düşünce kuruluşu American Security Project’in bir raporu, “yapay zekânın ortaya çıkışının” rekabeti yoğunlaştırdığını söylüyor.

Raporda şu ifadeler yer alıyor: “Bu malzemeler, teknolojik silahlanma yarışına öncülük eden karmaşık bilgisayar sistemlerini beslemek açısından daha da önemli hale gelmiştir.”

“ABD ile Çin arasındaki teknik kapasite farkı daralırken ve küresel ticaret gerilimleri artarken, nadir toprak elementleri ve onları kullanan teknolojiler, ABD’nin küresel inovasyon liderliğini sürdürüp sürdüremeyeceğini belirleyebilir.”

“Birçok kişinin ‘Yeni Soğuk Savaş’ olarak adlandırdığı Çin ile rekabeti kazanmak için, ABD’nin nadir toprak elementlerine erişimi güvence altına alması ve genişletmesi hayati önemdedir.”

Trump yönetimindeki birçok kişi, bu hedefe ulaşmak için Grönland’ı kilit bir unsur olarak görüyor.

ABD şirketlerinin adada halihazırda madencilik yatırımları bulunuyor. Tanbreez projesi, yapay zekâ çipleri için kritik olan galyum yataklarına sahip olabilir. Trump yönetimi, projeden sorumlu özel şirket Critical Metal Corps’ta doğrudan hisse almayı bile değerlendirdi.

Ancak Grönland’ın ele geçirilmesi, ABD’nin, adayı dev bir maden sahasına dönüştürmeye karşı başarılı bir şekilde direnen yerli halkların haklarını hiçe saymasına imkân tanıyacaktır.

ABD açısından asıl sorun, Çin devletinin küresel nadir toprak minareli arzına hâkim olmasıdır. Dünya nadir toprak elementi arzının yüzde 60’tan fazlası Çin’de çıkarılıyor ve yüzde 90’dan fazlası burada işleniyor.

Bu tesadüf değil, nadir toprak elementlerinin çıkarılmasına öncelik veren uzun vadeli bir stratejinin sonucudur.

1992’de Çin’in piyasa reformlarının mimarı olan Komünist Parti lideri Deng Xiaoping, nadir toprak metalleri açısından zengin olan İç Moğolistan bölgesini ziyaret etti ve şunu söyledi: “Orta Doğu’nun petrolü varsa, Çin’in de nadir toprak metalleri vardır.”

ABD, 1980’lere kadar dünyanın en büyük nadir toprak elementleri üreticisiydi ancak Çinli şirketler tarafından rekabet dışı bırakıldı.

Bugün Çin’in konumu, rakipleri üzerinde baskı kurmasını sağlıyor. Örneğin ABD, 2020–2023 yılları arasında nadir toprak elementi ithalatının yüzde 70’i için Çin’e bağımlıydı.

ABD’nin yalnızca bir faal nadir toprak elementi madeni bulunuyor. Ayrıca askeri teknolojilerde kullanılan “ağır nadir toprak elementlerini” işleyebilecek kapasiteye sahip değil; bu nedenle çıkardığı cevheri işlenmek üzere Çin’e göndermek zorunda kalıyor.

Bu kırılganlık, Çin’in geçen yıl nadir toprak elementleri ithalatına yönelik kısıtlamaları sıkılaştırmasıyla açıkça ortaya çıktı.

***

Kaynak: https://socialistworker.co.uk/us-elections-2024/explainer-whats-behind-trumps-greenland-threats/' tan Marx21 koordinasyonunda tercüme edilmiştir. 

 

Çeviri Simin Gürdal

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış