Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Allende’den Venezuela’ya...

Bugün yapılacak olan şey ne alışmak ne de susmak, bu kocaman dünyada "küçük ben ne yapabilirim”, “zaten hiçbir şey değişmez” demek değil… Tarihteki gibi karanlık olaylar bir daha yaşanmasın istiyorsak bilgilenmek, tartışmak, eleştirel düşünmek, birbirimizi dinlemek, mümkün olduğunca barışçıl yollarla sesimizi duyurmak, az sayıda da kalsak vazgeçmemek zorundayız. Bunlar büyük dünyada küçük görünen ama giderek güçlenen adımlar; benim kısa mücadele tarihimden öğrendiğim budur. Belki de bugün yapılacak olan bir başka şey de Allende’nin bıraktığı etik çizgiyi bugüne taşımaktır.

Allende’den Venezuela’ya...

Salvador Allende, bombalanan La Moneda Sarayı’ndan halka seslenirken:

“Sözlerimde acının değil, ihanete uğramışlığın izi var” diye başlamış konuşmasına ve

"Bu gerçekler karşısında, emekçilere söyleyecek bir tek şeyim kaldı: İstifa etmeyeceğim! Bu tarihi anda, insanların bağlılığını hayatımla ödeyeceğim. Eminim ki şu anda binlerce Şililinin asil vicdanına ektiğimiz tohum sonsuza kadar yaşayacak.

Güçleri var, bizi ezebilirler. Ancak, toplumsal süreçler ne suç işlemekle ne de güç kullanmakla durdurulabilir. Tarih bizimdir ve tarihi insanlar yaratacak" diye devam eden konuşmasını okumak gerek…

Elli iki yıl önce söylenmiş cümleler Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya uzanan uzun bir tarihin özeti gibi, bu tarih, halkların acısından çok, halklara yöneltilmiş sistematik ihanetlerin tarihi.

Allende’nin ölümü yıllarca “şüpheli” olarak tartışıldı. Tartışmasız olan ise şuydu: Allende sadece devrilmedi; yalnız bırakıldı. Ekonomik sabotajlar, medya operasyonları, iç kışkırtmalar ve ordunun ihaneti karşısında "hukuktan ve halk iradesinden" vazgeçmedi. kaybedeceğini biliyordu ama geri çekilmedi.

Bazı anlar vardır; oradan çıkarsan yaşarsın, ama kalırsan bir etik sınır çizersin. Allende’nin asıl mirası da bu.

Allende’yi anmamın nedeni yalnızca bunlar değil, benim kişisel tarihimdeki yeridir de. 1990’larda, gençlik yıllarımda, onun iktidardaki mücadelesini ve hazin sonunu anlatan bir tiyatro oyununda yer aldım. Aylarca sahnede onun sözleriyle yaşamak, Allende’yi benim için bir “lider” olmaktan çıkarıp, gücü elindeyken bile ona teslim olmayan bir insan haline getirdi.

Belki de bu yüzden bugün Venezuela’ya baktığımda Allende’yi hatırlıyorum: çünkü bazı yenilgiler tarihte kalmaz, insanın kalbinde, vicdanında yaşamaya devam eder.

Allende’yi sevdim.

Hâlâ seviyorum.

Çünkü o, kazanamasa da geri çekilmeyenlerin tarafındaydı.

Bugün kimi sorularıma cevap ararken, Allende’nin son konuşması kadar, o konuşmanın bana gençliğimde hissettirdikleri de yol gösteriyor. Mücadele bazen politik bir tercihle birlikte, insanın kendine sadık kalma biçimidir.

Ve eğer Neruda birkaç yıl daha yaşasaydı, nefis dörtlüklere, Allende için yazılmış büyük bir modern ağıt eşlik ederdi, eminim...

Aradan geçen on yıllara rağmen bazı cümleler eskimiyor.

Çünkü ihanet biçim değiştiriyor ama mantığı değişmiyor; güç merkezleri yer değiştiriyor ama halkların kaderi hep aynı masaya sürülüyor.

Allende’nin sesi Şili’de susturulmuş olabilir, ama yankısı hâlâ Latin Amerika’da dolaşıyor.

Bugün Venezuela’ya baktığımızda gördüğümüz şey, yalnızca güncel bir kriz değil; yarım kalmış bir tarihin tekrar eden ritmi...

Birkaç gündür Venezuela’da yaşananlardan sonra aynı cümleleri kurup duruyoruz, her platformda, her yayında, her köşe yazısında evet çok çok önemli tespitler, yol haritamızı belirleyen, özellikle sevgili Ecehan’ a zihin aydınlatıcı bilgileri, anlaşılır dili için tekrar tekrar teşekkürler. Mesele elbette tek başına bir lider, bir dava dosyası ya da bir “operasyon” değildir. Mesele; enerji çağının dönüşümü, küresel güç dengesinin kırılması ve bu kırılma anlarında büyük güçlerin nasıl davrandığıdır.

Aynı hikâyenin bu çağ versiyonu gibi dinlerken, okurken kendi bilgilerimizi de güncelledik:

Şöyle ki;

Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervine sahiptir. Petrol hala sanayinin, orduların, ulaşımın ve küresel ekonominin bel kemiğidir. Ancak dünya artık yalnızca petrol üzerinden dönmüyor.

Ve ...

Venezuela operasyonunu fiilen yürüten isim, ABD ordusunun Güney Komutanı Orgeneral Laura Richardson, henüz iki ay bile olmadan, 25 Kasım 2025’te bir düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada Venezuela ve Latin Amerika’daki meselenin yalnızca demokrasi ya da yalnızca kokain kaçakçılığı olarak ele alınamayacağını özellikle vurgulamış. Richardson’a göre mesele demokrasi söylemiyle örtülen bir güvenlik sorunu değil; Venezuela’nın zengin petrol ve altın yataklarının yanı sıra, Batı ordularına ve sanayisine stratejik güç sağlayan lityum ve diğer nadir toprak elementleridir ve bu gerçek kayıt altına alınmış açık bir itiraf niteliği taşımaktadır.

Yeni bir eşiğin içindeyiz, yeni egemenlik alanı: Lityum ve Nadir Toprak Elementleri...

Yüzyılın stratejik madenlerini anlatabilmek için kendim gibi ortalama birinin anlayacağı bir dil kurmaya çalışıyorum. Lityum, elektrikli otomobil bataryalarında, cep telefonlarında, bilgisayarlarda güneş ve rüzgâr enerjisinin depolanmasında, askerî teknolojide… Yani lityum olmadan elektrikli araçlar, batarya, enerji depolama, savunma ve uzay sanayisi mümkün değildir, geleceğin enerjisini kilitleyen anahtar gibi.

Latin Amerika—Venezuela, Bolivya, Şili hattı da bu yüzden küresel rekabetin merkezindeymiş. Petrol bugünü kontrol ederken lityum geleceği belirliyor. Ben anladım ki, büyük güçlerin iştahını kabartan da tam olarak budur.

Neden Şimdi? İlk hamle 2020 de iken...

ABD’nin iç dengelerine bakıldığında zamanlama daha da anlam kazanıyor. Ekonomik baskıların arttığı, siyasi kutuplaşmanın derinleştiği, küresel liderliğin aşındığı bir dönemde, özellikle Trump gibi figürlerin etkisinin zayıfladığı anlarda “dış düşman” söylemi devreye sokulur. Baskıcı iktidarların klasik refleksi. İçeride zayıflayan güç, dışarıda sertleşir. Ne kadar da tanıdık…

Venezuela’ya yönelik hamle, ABD kamuoyuna verilen bir mesaj olmasın. “Güç hâlâ bizde”, “Uyuşturucu kartelleriyle savaşıyoruz”, “Dünya düzeni bizim elimizde.” Gerçi bu söylem yeni de değil, yalnızca kılıf değiştirmiştir.

Vietnam’da “komünizm”, Irak’ta “kitle imha silahları”, Afganistan’da “terör”, bugün Venezuela’da “uyuşturucu”. Soru hep aynı kaldı: Kim, kimin kaynakları üzerinde söz sahibi olacak? Mesele büyük; kontrol...

Bu tablo Venezuela ile sınırlı değil.

Küba yıllardır ambargo altında.

İran enerji ve bölgesel güç olduğu için sürekli baskı görüyor.

Grönland ise nadir elementler ve stratejik konumu nedeniyle açıkça hedefte…

Bu, tekil müdahalelerin toplamı değil; yeni bir küresel düzen arayışı…

İşte üçüncü günden sonra zihnimde kalanlar.

Tekrara düştüysem affola.

Ben burada yine Allende’nin cümlelerini kullanacağım;

“Güçleri var, bizi ezebilirler. Ama toplumsal süreçler zorla durdurulamaz”

Bugün barış isteyenlerin rehberi tam olarak burasıdır.

Mücadele her zaman kazanmak değil ya. Bazen sadece şunu söylemektir: “Ben bu düzeni normal kabul etmiyorum”

Maduro’ya "üzülmemek" mümkündür, ama ülkedeki olumsuz koşullardan dolayı milyonlarcası göç etmek zorunda kalan Venezuela halkına üzülmemek mümkün değildir. Büyük güçlerin hesapları, en ağır bedeli her zaman halka ödetir.

Bugün yapılacak olan şey ne alışmak ne de susmak, bu kocaman dünyada "küçük ben ne yapabilirim”, “zaten hiçbir şey değişmez” demek değil… Tarihteki gibi karanlık olaylar bir daha yaşanmasın istiyorsak bilgilenmek, tartışmak, eleştirel düşünmek, birbirimizi dinlemek, mümkün olduğunca barışçıl yollarla sesimizi duyurmak, az sayıda da kalsak vazgeçmemek zorundayız. Bunlar büyük dünyada küçük görünen ama giderek güçlenen adımlar; benim kısa mücadele tarihimden öğrendiğim budur. Belki de bugün yapılacak olan bir başka şey de Allende’nin bıraktığı etik çizgiyi bugüne taşımaktır.

Onun halkının vicdanına ektiği tohum, hâlâ toprakta.

Ve tarih, hâlâ insanlar tarafından yazılmakta…

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış