Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Ayrancı'nın Güven Hastanesi ile İmtihanı: "Yaşam Alanlarımızı Adım Adım Yok Ediyorlar"

Ankara’nın kalbinde yer alan Ayrancı, Güven Hastanesi'nin sınır tanımayan genişleme çabalarına karşı yaşam alanlarını savunuyor. Muhtar Süleyman Demircan; Vedat Dalokay döneminin örnek modeli Şimşek Sokak'ta adım adım yok edilen mahalle kültürünü, yeşil alanı "kupon arsa" olarak gören zihniyeti, kapalı kapılar ardında işleyen "belediye-ticaret-siyaset üçgenini" Solfasol muhabiri Aykut Alyanak’a anlattı.

Ayrancı'nın Güven Hastanesi ile İmtihanı: "Yaşam Alanlarımızı Adım Adım Yok Ediyorlar"

Solfasol: Mahallenizde günbegün büyüyen bir Güven Hastanesi sorunu var. Yeni bir genişleme hamlesi içinde olduklarını biliyoruz. Bu olayın evveliyatı nedir, bu süreç nasıl başladı?

Süleyman Demircan: Güven Hastanesi sorunu mahallede ve sokakta çığ gibi büyüyor. Bundan 3 yıl önce imar planını konuttan ticariye çevirerek sokağa çok katlı bina yapmak istediler. Biri İller Bankası'nın binasıydı, diğeri ise SSK'nın binasıydı. SSK binasının ihalesinde çok çarpıcı bir olay yaşandı; orada 15 senedir oturan sakinler ihaleye çıkıldığında "Biz burayı 400-500 liraya kadar alabiliriz" derken, hastane ihaleye girip 1200 lira vererek herkesin önünü kesti, binayı komple alıp yıktı.

“Hülle ile hukukun arkasından dolanıyorlar”

Solfasol: Peki imar planı değişikliği nasıl gerçekleşti? Büyükşehir Belediyesi'nin bu duruma yaklaşımı nasıldı?

Süleyman Demircan: Büyükşehir Belediyesi plan ile alanı ticari alana çevirdi, çünkü ticari olmazsa oraya çok katlı bina yapamazlardı; orası normalde beş kata göre tasarlanmış bir bölge. İşin ilginç yanı, Büyükşehir Belediyesi'nin kendi komisyon raporunda "trafik, gürültü, altyapı, korna yani ses, yeşil alan yok. Bu haliyle mahalle bunu kaldırmaz" şeklinde şerh düşülmesine rağmen, ticari alan kararı mecliste oy birliğiyle kabul edildi. Biz bunu mahkemeye taşıdık; 500 kişiyle gösteri yaptık, 980 imza topladık. Yürütmeyi durdurma kararı aldık, bilirkişi raporunu kazandık ve 4. İdare Mahkemesi "Burası konut bölgesidir, ticariye çevrilemez" diyerek bizi onadı.

Fakat onlar istinafa giderek bizim kararımızı bozdurdular ve aradan 1-2 sene geçtikten sonra yeni bir projeyle, bir hülle yaparak karşımıza çıktılar. Kentin merkezinde "yaşlı bakım evi" yapacaklarını söylüyorlar ama asıl niyetleri burayı ek merkez yapıp hastaneye katmak; ileride değiştirebilmek için de kapıyı açık bırakmışlar. Hukukun arkasından dolanıyorlar. Dahası, 1/1000'lik planı 7 ay önceden Büyükşehir Belediyesi yapmış, askıya çıkmasın diye de parasını 7 ay sonra yatırmışlar. Süreç şimdi mahkemenin de onayıyla süreç Çankaya Belediyesi'ne geçti.

“İçeride kim yatıyor, biliyor musun?”

Solfasol: Peki hem bu bölgede konut alanının ticari alana çevirmesindeki niyeti nasıl değerlendiriyorsunuz? Güven Hastanesi ile siyaset-sermaye odaklı, hatır gönül hikayeleri mi dönüyor? 

Süleyman Demircan: Doğrudan konuşmak gerekirse, burada bir belediye-ticaret-siyaset üçgeni var ve bu karşılıklı bir aklamadır. Biz bunun somut örneğini gördük; bundan 15 sene önce bu duruma karşı çıkarken hastaneden bir görevli yanımıza geldi ve "Kardeş niye direniyorsun ki? İçeride kim yatıyor biliyor musun?" diyerek güç gösterisi yaptı. Yani dışarıda farklı, içeride farklı işliyor bu düzen. Biz belediyeye "Siz yerel yönetimsiniz, toplumsal belediyeciyseniz kamudan yana tavır alacaksınız" dediğimizde, bize verdikleri cevap "Belediye meclis karar almış, mahkeme onaylamış. Biz burada tavır alamayız" oldu.

Ayrancı'nın Güven Hastanesi ile İmtihanı: "Yaşam Alanlarımızı Adım Adım Yok Ediyorlar"

Solfasol: Hastanenin bu bölgedeki geçmişine bakarsak, Ayrancı'da, özellikle Şimşek Sokak'ta barınmaya başlaması ve yavaş yavaş bu kadar büyümesi nasıl oldu?

Süleyman Demircan: Güven Hastanesi normalde Amerikan Elçiliği'nin yan tarafında, Paris Caddesi 58 numarada ayaküstü tedavi uygulanan yataksız bir yerdi. Sonra Şimşek Sokak'tan 27 ve 29 numaralı parselleri aldılar ve buraya ilk binayı yaptılar. Normalde bölgede her yer 5 katlıyken, bunlar bize askıya bile çıkarmadan, bildirmeden 10 katlı bina yaptılar. 2009 civarında Baro, Şehir Plancıları Odası ve Mahalle Meclisi olarak dava açtık ve yürütmeyi durdurma kararı aldık. Ancak dönemin avukatlarından olan (ve Akay Köprüsü'nü ilk durduran kişi olarak da bilinen) Eser Öcalan, sonradan hastanenin avukatlığını üstlenip mahkemede bizim yürütmeyi durdurma kararımızı iptal ettirdi.

“Buralar bizim, siz artık kentin çeperlerinden kendinize yeni bir yer bakın”

Solfasol: Bu genişleme sürecinde hastanenin sokaktaki ortak alanlara da müdahaleleri oldu, değil mi?

Süleyman Demircan: Evet, mahalledeki orta refüjdeki yürüyüş parkına göz diktiler ve oradaki ağaçları keserek hastaneye geçiş yolu açtılar. Mahalleli olarak kepçenin önüne durduk; 60-65 yaşındaki komşularımızla Valiliğe, Kaymakamlığa gittik. Valilik bizi çağırdığında Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri "Biz ağaç kesmedik" diye yalan söyledi. Komşularımız "Ben 65 yaşındayım, Vali beyin önünde yalan mı söylüyorum?" diyerek tepki gösterdi. Vali Yardımcısı duruma el koyup kararı iptal ettirdi, sonrasında belediyeyle adeta yarışa girerek o ağaçları tekrar diktirdiler. 15 gün sonra Büyükşehir Park Bahçeler Müdürü gelip bana "Muhtarım size teşekkür ederiz, sizin bu direnişinizi başka yerlerde emsal gösteriyoruz" dedi.

Ancak hastane tarafı çok ileri gitti; komşularımızı bizzat tehdit ettiler, asılan afişleri yırtıp kopardılar. Şu an bile yan apartmanlardan piyasa fiyatının çok üstünde bedeller teklif edip, insanları yıldırarak tek tek daire satın alıyorlar. Adım adım yaşam alanlarımızı yok edip "buralar bizim, siz artık kentin çeperlerinden kendinize yeni bir yer bakın" demeye getiriyorlar.

Ayrancı'nın Güven Hastanesi ile İmtihanı: "Yaşam Alanlarımızı Adım Adım Yok Ediyorlar"

“Tek yeşil alanımıza kupon arsa gözüyle bakıyorlar”

Solfasol: Şimşek Sokağın tek yeşil alanı olan İkizler Parkı meselesi var bir de. Orada durum nedir?

Süleyman Demircan: İkizler Parkı, Murat Karayalçın'ın Belediye Başkanı olduğu 1989-1994 döneminde parka dönüştü. Park, Belediyeye ait 1298'e 104 ve 105 nolu parsellerden biridir. Bir parseli imara açılıp konut yapılmış, diğer parseli ise çocuklara park olarak bırakılmıştı ama park olarak tescil edilmediği için resmiyette halen arsa konumunda. Biz 45 senedir burayı park olarak kullanıyoruz, üstünde tabelası var. Biz metropol merkez bir mahalleyiz ama yeşil alan, park ve oyun alanı bakımından Ankara'nın en fakir mahallesiyiz; burası aynı zamanda bizim doğal afetlerdeki tek toplanma alanımız.

Burayı yeşil alana çevirmek için 5 yıl önce 3500 imza topladık. Büyükşehir Belediyesi meclis üyelerine gittiğimizde bu alana "kupon arsa" dediklerini duydum; "Allah'tan korkun, her şeyi bitirdiniz oraya mı göz diktiniz?" dedim. Sosyal medyada tepkiler büyüyünce Mansur Yavaş, Özel Kalem Müdürü Nevzat Uzunoğlu'na "bunu çöz" diyor. Büyükşehir İmar Başkanı Ertuğrul Candaş ile iki kez görüştüm. "Biz buraya dokunmayacağız. Biz varken de kimse dokunamaz" dedi ama "siz olmazsanız ne olacak?" diye sorduğumda yeşil alana çevirmeyi reddedip öteledi. Çünkü orada birilerinin gözü var. Park, hastanenin aldığı yeni parselle bitişik konumda. Şimşek Sokak’ı adım adım yok ediyorlar.

Solfasol: Oysa Şimşek Sokak, Ankara'nın kentleşme tarihinde çok özel bir yere sahip. Sokağın Vedat Dalokay dönemindeki öneminden bahseder misiniz?

Süleyman Demircan: Şimşek Sokak, Vedat Dalokay zamanında tek yönlü, kısa ama geniş bir cadde olarak tasarlanmış; onun özel kalem müdürü Kılıç Tüzün halen sokağımızda oturur. O dönemde geniş cephesi ve ortasındaki parkıyla örnek bir mahalle modeliydi. 1980'lerden sonra buradan ev almak büyük bir ayrıcalıktı. Şu an "Şimşek Sokak Çocukları" diye bir WhatsApp grubumuz var; o dönem orta refüjde oynayan çocuklar şimdi orada anılarını paylaşıyor, "Sen beni itmiştin, ben düşmüştüm" diyerek o günleri yad ediyorlar. O ağaçlar mahalleliyle birlikte dikildi, dibinde piknik yapılır, kadınlar dayanışma içinde çay günleri düzenlerdi.

Ancak bu hızlı kentleşme ve sokağın konuttan ticarete evrilmesi o güzel mahalle kültürünü maalesef bozdu. Mahallemizde Melih Gökçek'in bile zamanında belirttiği "Hastane yapılabilir ama yeşil alanı ve otoparkı olacak" kuralı hiçe sayılıyor. İnsanlar otopark bulamayınca evlerinin önüne park ediyor, hastanenin araçları çıkamıyor, vatandaş hastası varken veya işe gidecekken kendi kapısının önünde saatlerce mahsur kalıyor. Tüm bu rant oyunlarına rağmen, biz mahalleli olarak ortak alanlarımızı ve yaşam hakkımızı savunmaya devam edeceğiz.

***

AYRANCI HALKI NE İSTİYOR?

  • 40 yıldır ağaçlarının gölgesinde oturan aileleri, oynayan çocuklarıyla mahallenin göz bebeği olan İkizler Parkı park olarak tescil edilmeli.
  • Vekillere, elçiliklere, holding sahibi ayrıcalıklı kesime hizmet eden, astronomik ücretleriyle mahallelinin yanından bile geçemeyeceği bir sağlık hizmeti Ayrancı’nın avantajına değildir. Mahalleyi işgal eden hastane yapısı durdurulsun.

Ayrancı'nın Güven Hastanesi ile İmtihanı: "Yaşam Alanlarımızı Adım Adım Yok Ediyorlar"

Söyleşi Aykut Alyanak

Yorumlar (0)

Bu içerik ile henüz yorum yazılmamış