Bir anne ve LİSTAG’ın parçası olarak, yıllar içinde ailelerle birlikte tanıklık ettiğim deneyimler bana ebeveynlik, hak savunuculuğu ve sessizlik üzerine çok şey düşündürdü.
Son dönemde ebeveynlerin nasıl konumlanması gerektiği, hak mücadelesinin farklı biçimleri ve sessiz kalmamak üzerine dile getirilen farklı yaklaşımları önemsiyorum.
Çünkü hiçbir anne ya da baba, çocuğuna yönelen ayrımcılığı, nefreti ve adaletsizliği görmezden gelmek istemez. Çocuğunun varoluşu hedef alındığında, birçok ebeveyn için sessiz kalmamak zamanla kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelir.
Ben de buna inanıyorum.
Ancak yıllardır ailelerle birlikte yürüdüğümüz yol bana bunun yanında şunu da gösterdi.
Sessiz kalmamanın tek biçimi yoktur.
LİSTAG’ın kapısını çalan aileler aynı yerden başlamıyor. Kimisi ilk kez benzer deneyimleri yaşayan başka ailelerle karşılaşıyor ve yalnız olmadığını hissediyor. Kimisi yıllardır taşıdığı suçluluk duygusunu bırakmaya çalışıyor. Kimisi eşine bunu nasıl anlatacağını bilmiyor. Kimisi çocuğuyla daha açık ve güvenli bir ilişki kurmanın yollarını arıyor.
Hiçbiri bu yolculuğa aynı yerden başlamıyor.
Bu yüzden biz ailelere hiçbir zaman nasıl mücadele etmeleri gerektiğini söylemedik.
Önce dinledik.
Çünkü biliyoruz ki güven duygusu olmadan cesaret gelişmez. Yargılanma korkusu sona ermeden insanlar güçlenemez. Yalnızlık sona ermeden dayanışma büyümez.
LİSTAG'ın yıllar içinde kurmaya çalıştığı şey tam da buydu. Ailelerin çocuklarıyla birlikte güçlenebilecekleri, kendi seslerini ve kendi yollarını bulabilecekleri güvenli bir dayanışma alanı yaratmak. Çünkü biliyoruz ki aileler birbirini bulduğunda yalnızca bireyler güçlenmez, dayanışma büyür, ortak bir söz doğar ve toplumsal dönüşüm için yeni imkanlar ortaya çıkar.
Çünkü güçlenmek herkes için aynı anlama gelmiyor.
Bir aile için güçlenmek, yıllar sonra çocuğuna ilk kez “Seni olduğun gibi seviyorum.” diyebilmektir.
Bir aile için güçlenmek, çocuğunun adını korkmadan söyleyebilmektir.
Bir başkası için okul müdürünün karşısında ilk kez itiraz edebilmektir.
Bir diğeri için yıllarca reddettiği çocuğunun elini ilk kez herkesin içinde tutabilmektir.
Bir başkası için evinin kapısını başka bir aileye açıp “Yalnız değilsiniz.” diyebilmektir.
Bunların hiçbiri küçük değildir.
Çünkü biz, sessiz kalmamanın yalnızca konuşmak olmadığını öğrendik.
Bazen en güçlü itiraz, yıllarca kurulamayan bir cümlenin kurulmasıdır.
Bazen en büyük cesaret, çocuğuna “Seni olduğun gibi seviyorum.” diyebilmektir.
Bazen bir annenin ya da babanın dönüşümü, yıllardır değişmez sandığımız toplumsal kabulleri sessizce yerinden oynatır.
Çünkü toplumsal dönüşüm yalnızca meydanlarda başlamaz.
Evlerde de başlar.
Sofra başında.
Aile toplantılarında.
Bir okul görüşmesinde.
Bir hastane koridorunda.
Bir komşuya verilen kısa ama kararlı bir cevapta.
Biz bunların hepsini mücadelenin parçası olarak görüyoruz.
Elbette bazı aileler zamanla kamusal alanda söz almayı seçiyor. Basın açıklamalarına katılıyor, hak mücadelesinin görünür yüzlerinden biri oluyor, hukuki süreçlerde yer alıyor, deneyimini kamuoyuyla paylaşıyor.
Bu cesaretin de yanındayız.
Ancak kamusal görünürlük, cesaretin tek ölçüsü değildir.
Çünkü sessiz kalmamak ile kamusal görünürlük aynı şey değildir.
Kendi evinde çocuğunun yanında durabilmek, okulunda ayrımcılığa itiraz edebilmek, akrabalarının karşısında geri adım atmamak, başka bir aileye omuz verebilmek de sessiz kalmamaktır.
Bu cesaret biçimlerinin hiçbirini diğerinden daha değersiz görmüyoruz.
Bu yolculuk kimi aileleri kamusal hak savunuculuğuna taşır, kimilerini ise kendi yaşam alanlarında değişimin öznesi haline getirir. Biz her iki yolun da kıymetli olduğuna inanıyoruz.
Ama biliyoruz ki hiçbir aile bu yolu tek başına yürümek zorunda değildir. Çünkü dayanışma, yalnızca birbirimize moral vermek değil, birlikte öğrenmek, birlikte güçlenmek ve gerektiğinde birlikte söz kurabilmektir. Ailelerin yan yana gelmesi, birbirlerinin deneyiminden güç alması ve ortak bir dayanışma zemini oluşturması, bu yolculuğun en kıymetli parçalarından biridir.
Çünkü hak savunuculuğu, ancak özgürce seçildiğinde anlamlıdır. Bir yükümlülüğe, bir ölçüte ya da iyi ebeveyn olmanın şartına dönüştüğünde, istemeden yeni bir baskı üretebilir.
Ben yalnızca bireylerin cesaretine değil, ilişkilerin dönüştürücü gücüne de inanıyorum.
Çünkü biliyorum ki bir ebeveyn ile çocuğu arasındaki ilişkinin değişmesi, bazen çok daha geniş bir toplumsal dönüşümün başlangıcı olabilir.
LİSTAG, ailelerin kendi yollarını bulabilecekleri bir dayanışma alanı olarak doğdu.
Kimi aileler zamanla kamusal alanda söz almayı seçer.
Kimileri mahkeme salonlarında.
Kimileri okulunda, mahallesinde.
Kimileri kendi evinde.
Biz bütün bu cesaret biçimlerine inanıyoruz.
Çünkü hiçbir toplumsal hareket yalnızca görünür alanlarda büyümez.
Evlerde kurulan güvenle büyür.
İlişkilerde kurulan kabulle büyür.
Birbirine tutunan insanların cesaretiyle büyür.
LİSTAG olarak inandığımız şey, ailelere tek bir doğru yol göstermek değil, kendi seslerini ve kendi yollarını bulabilecekleri güvenli bir dayanışma alanı yaratmak, bu yolculukta yanlarında yürümektir.
İnanıyorum ki daha adil bir toplum, yalnızca kamusal alanda verilen mücadelelerle değil, evlerde kurulan eşitlik, kabul ve sevgiyle de inşa edilir.
Çünkü bazen toplumsal dönüşüm, yalnızca görünür mücadele alanlarında değil, bir annenin ya da babanın çocuğuna yeniden ve cesaretle bakabildiği, sevginin korkunun önüne geçtiği anda başlar. Adalet de, evde başlar, bir çocuğun olduğu haliyle kabul edildiği, eşit ve onurlu bir ilişki kurabildiği yerde büyür.
Bunu yıllardır ailelerle birlikte görüyoruz.
Bir ev değiştiğinde, yalnızca bir ev değişmez.
O evden taşan cesaret başka ailelere ulaşır.
Başka çocuklara ulaşır.
Ve sonunda toplumu dönüştürmeye başlar.
Çünkü bazen toplumsal dönüşüm, en sessiz görünen yerlerde filizlenir.
Yorumlar (2)
Mesude
12 saat önce / 19.08.2026Ne harika bir yazı.
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla
Ferda Güreler
22 saat önce / 19.08.2026Yazınızın samimiyeti ve gerçekliği bana çok iyi geldi. Nereden nereye aldığımız yolu gördüm. Listag sayesinde . İyiki LİSTAG .
Beğendim 0 | Beğenmedim 0 | Cevapla