Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Geçmişin Yükü ve Stratejik Yön Arayışı: Türkiye Solunda Kürt Meselesi, İttifaklar ve Siyasal Akıl Krizi.

Oğuzhan Müftüoğlu'nun Ertuğrul Kürkçü üzerinden yeniden alevlendirdiği tartışma, görünürde tarihsel bir polemik olmakla birlikte, esas olarak Türkiye solunun stratejik yönelim krizine işaret etmektedir. Bu tartışma, siyasal hafızanın yalnızca geçmişi temsil eden bir alan değil, aynı zamanda bugünün konumlanışlarını ve geleceğin ittifak ihtimallerini kuran bir mücadele zemini olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

Geçmişin Yükü ve Stratejik Yön Arayışı: Türkiye Solunda Kürt Meselesi, İttifaklar ve Siyasal Akıl Krizi.

 

Bu bağlamda, söz konusu polemik, bireyler arası bir ayrışmadan ziyade, Türkiye solunun tarihsel olarak çözemediği üç temel sorunun kesişim noktasında konumlanmaktadır:

(i) Kürt meselesi karşısında alınan siyasal tutum,

(ii) ittifak stratejilerinin ideolojik temeli,

(iii) eleştiri-özeleştiri mekanizmalarının zayıflığı.

Kürt Meselesi: Türkiye Solunun Kurucu Çelişkisi

Türkiye solunun en belirleyici yapısal gerilimlerinden biri, Kürt meselesiyle kurduğu ilişkinin niteliğinde ortaya çıkmaktadır. Bu mesele, yalnızca bir “kimlik sorunu” değil; devlet, demokrasi, ulus ve egemenlik ilişkilerinin yeniden tanımlanmasını gerektiren kurucu bir siyasal düğüm noktasıdır.

Bu çerçevede, Oğuzhan Müftüoğlu ile Ertuğrul Kürkçü arasındaki ayrım, iki farklı stratejik yönelimi temsil etmektedir:

Birinci hat, Kürt hareketiyle mesafeli bir ilişki kurarak daha geniş bir muhalefet bloğu içinde, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilenmeyi önceleyen, devlet-toplum dengesini gözeten bir geçiş stratejisine dayanır.

İkinci hat ise Kürt hareketiyle kurulan ilişkinin Türkiye’de demokratikleşmenin kurucu unsuru olduğunu savunan ve bu nedenle DEM Parti eksenli bir siyasal hattı esas alan bir perspektife sahiptir.

Bu ayrım, klasik anlamda “taktik farklılık” olarak değerlendirilemez. Aksine, bu iki yaklaşım, Türkiye’de demokratik dönüşümün öznesi, yöntemi ve yönü konusunda farklı teorik varsayımlara dayanmaktadır.

İttifaklar Meselesi: Taktik mi, Strateji mi?

Söz konusu ayrımın en görünür hale geldiği alan, ittifak politikalarıdır. Türkiye solunun önemli bir bölümü, ittifakları kısa vadeli seçim stratejileri çerçevesinde ele alma eğilimindedir. Bu yaklaşım, siyasal alanı “en geniş muhalefet bloğu” oluşturma hedefiyle tanımlarken, ideolojik tutarlılığı ikincil bir düzeye itmektedir.

Buna karşılık, alternatif yaklaşım ittifakları, belirli tarihsel-toplumsal çelişkiler temelinde kurulan stratejik birliktelikler olarak görmektedir. Bu perspektife göre, Kürt meselesi etrafında şekillenen demokratikleşme mücadelesi, Türkiye’de kurulacak her türlü ittifakın belirleyici eksenlerinden biri olmak zorundadır.

Dolayısıyla burada ortaya çıkan temel gerilim, ittifakların “araçsal” mı yoksa “kurucu” mu olduğu sorusunda düğümlenmektedir.

Tarihsel Arka Plan: Kızıldere ve Siyasal Kültürün İnşası

Bu stratejik ayrımların kökeni, yalnızca güncel siyasal gelişmelerde değil, aynı zamanda Türkiye solunun tarihsel deneyimlerinde aranmalıdır. Bu bağlamda Kızıldere Katliamı, yalnızca bir tarihsel olay değil; solun siyasal kültürünü biçimlendiren kurucu momentlerden biridir.

Mahir Çayan ve arkadaşlarının eylemi, kolektif bir siyasal müdahale ve dayanışma pratiği olarak okunabilecekken, sonraki süreçte bu deneyimin önemli ölçüde “ölüm merkezli kahramanlık” anlatısı üzerinden yeniden üretildiği görülmektedir.

Bu anlatı, iki önemli sonuç doğurmuştur:

. Siyasal meşruiyetin yaşam pratiği yerine fedakârlık ve ölüm üzerinden tanımlanması,

. Hayatta kalan öznelerin (örneğin Kürkçü’nün) sürekli sorgulanan figürler haline gelmesi.

Bu durum, Türkiye solunda eleştiri kültürünün gelişmesini engelleyen, farklı siyasal yönelimleri “meşruiyet krizi” üzerinden tartışan bir zihniyetin yerleşmesine yol açmıştır.

Eleştiri-Özeleştiri Krizi ve Politik Akıl

Türkiye solunun yapısal sorunlarından biri, eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarının kurumsallaşamamış olmasıdır. Bu durum, siyasal tartışmaların teorik ve programatik düzeyde yürütülmesini engellemekte; bunun yerine kişiselleşmiş polemiklerin öne çıkmasına neden olmaktadır.

Oğuzhan Müftüoğlu'nun başlattığı tartışma da bu bağlamda değerlendirildiğinde, bir “politik hat tartışması” olmaktan ziyade, geçmişin yeniden yorumlanması üzerinden yürüyen bir meşruiyet mücadelesine dönüşme riski taşımaktadır.

Bu tür tartışmalar, politik aklın üretimini zayıflatmakta ve solun stratejik kapasitesini sınırlamaktadır.

Güncel Çıkmaz: Kürt Meselesinin Araçsallaştırılması

Bugün gelinen noktada, Türkiye solunun önemli bir kesimi Kürt meselesini ya tali bir başlık olarak görmekte ya da onu seçim odaklı ittifak hesaplarının bir parçasına indirgemektedir. Bu yaklaşım, meselenin kurucu niteliğini göz ardı etmekte ve demokratikleşme perspektifini zayıflatmaktadır.

 Oysa Kürt meselesi, Türkiye’de:

. devletin yeniden yapılandırılması,

. yurttaşlık tanımının dönüşmesi,

. demokratik siyasal alanın genişlemesi gibi temel başlıklarla doğrudan ilişkilidir.

Bu nedenle bu mesele karşısında alınan tutum, yalnızca bir “pozisyon” değil, aynı zamanda bir siyasal yön tayinidir.

Stratejik Netlik ve Yeniden İnşa İhtiyacı

Türkiye solu, tarihsel olarak biriktirdiği deneyimlere rağmen, bugün ciddi bir stratejik yön kriziyle karşı karşıyadır. Bu kriz, büyük ölçüde Kürt meselesi, ittifak politikaları ve siyasal kültür alanlarında ortaya çıkan belirsizliklerden beslenmektedir.

Bu çerçevede, yeniden inşa sürecinin üç temel eksende ilerlemesi gerekmektedir:

Kurucu meselelerde netlik: Kürt meselesi başta olmak üzere temel demokratik sorunlar karşısında açık ve ilkesel bir tutum geliştirilmelidir.

Stratejik ittifak anlayışı: İttifaklar, kısa vadeli taktikler üzerinden değil; uzun vadeli toplumsal dönüşüm hedefleri doğrultusunda kurulmalıdır.

Siyasal kültürün dönüşümü: Ölüm ve fedakârlık merkezli siyasal anlatı yerine, yaşamı, çoğulluğu ve politik aklı merkeze alan bir kültür inşa edilmelidir.

Sonuç olarak, Türkiye solunun önündeki temel soru şudur:

Geçmişin tartışmaları içinde yönünü kaybeden bir siyaset mi, yoksa bu geçmişten öğrenerek stratejik netlik üreten bir siyaset mi?

Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca solun değil, Türkiye’de demokratik geleceğin de yönünü belirleyecektir.

Yazar Suat Turan

Yorumlar (4)

Veysel özbay

13 gün önce / 04.04.2026

Merhaba çok doğru tespit ler

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Sabahattin Özkul

13 gün önce / 03.04.2026

Doğru ve yerinde tespitler Dostum, yüreğine ve kalemine sağlık

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Zeycan Sarıkız

13 gün önce / 03.04.2026

emeğinize sağlık, okudum... neden ,,sol,,? sol artık orta halliden adı var kendi yok... bugün gelinen noktada gördüğüm o ki, en ileri talepleri, burjuva ideolojisinin vasat demokrasi anlayışına zor tekabül edecek halde...kolu kanadı kırık, etkisiz, tepkisiz. kuşaklar arası iletişimsizlik çoktandır kopma noktasına vardı. yeni nesil konu ve söylemler yankısını bulmuyor... Sorry, umutsuz bir durum algısına kapılıyorum...

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Suat Turan

11 gün önce / 05.04.2026

Ülkemizde Sol, Tarihsel Olarak Genç ve Oluşum Halinde Bir Damar: Umutsuz Olmamalıyız..

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla