Türkiye’de doğa söz konusu olduğunda tablo değişmiyor! Bir yanda şirketlerin ihtiyaçlarına göre esnetilen yasalar, diğer yanda yaşam alanını savunan insanlar. Bu kapsamda Akbelen’de olan biteni artık “çevre meselesi” diye anlatmak yetmiyor. Çünkü mesele çoktan bir ormanın ötesine geçti! Ve biz hâlâ buna “kalkınma” dememizi bekleyen bir düzenin içindeyiz.
6 köyü kapsayan acele kamulaştırma kararıyla, binlerce yıllık bir ekosistem birkaç yıllık linyit uğruna gözden çıkarılıyor. Zeytin ağaçları, su kaynakları, yaşam alanları… Hepsi kısa vadeli kâr hesaplarının içinde eriyip gidiyor. Akbelen’de keşif günü yaşananlar da bu tablonun yeni bir sahnesi sadece. Köylüler tepki gösteriyor, çünkü yaşam alanları ellerinden alınıyor.
O gün Akbelen’de olanlardan biri de Esra Işık’tı. Bugün ise tutuklu. Tutuklanma gerekçesi tanıdık: “Heyete baskı yapabilir.” Somut bir suç yok, açık bir delil yok ancak tutuklama var.
Sormak istiyorum; bir yurttaşın, yaşam alanını savunması ne zamandan beri “baskı” sayılıyor? Daha da açık soralım; bu karar gerçekten hukuki mi, yoksa açıkça bir mesaj mı?
Bugün Alican, Mehmet, İsmail ve Esra’nın başına gelen; apaçık caydırma mekanizması. “Dokunan yanar” cümlesi artık bir metafor değil, bir yöntem.
İzmir Barosu’nun yaptığı açıklama durumu özetliyor: “Bu yalnızca bir kişinin özgürlüğüne yönelik değil, tüm yurttaşlara verilmiş bir gözdağıdır.”
Ama burada başka bir soru daha var. Anayasa’nın; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” hükmü açık ortadayken, bu kararlar neden bu kadar rahat alınabiliyor? Açıkça yazıyor, peki uygulanıyor mu? Daha önceki yüksek mahkeme kararlarının nasıl yok sayıldığını biliyoruz. O yüzden mesele sadece Akbelen değil; mesele hukukun kime, ne zaman ve ne kadar işlediği.
Gezi’de de aynıydı. “Bir ağaç için mi?” diye sorulmuştu. Bugün de aynı soru sorulabilir. Ama cevap değişmiyor. Bu mesele hiçbir zaman sadece bir ağaç olmadı. Bu, doğrudan yaşam hakkı meselesi. Ve yaşam hakkı, hiçbir şirketin bilançosuna sığmayacak kadar büyüktür.
Esra Işık’ın “suçu” tam olarak bu. Belki de bu yüzden, en ağır cezayı hak edenler gibi muamele görüyor. Ama hikâye burada bitmiyor. Esra, jandarma aracında gülümserken de direniyor. Esra’nın annesi Nejla Işık cümlesi her şeyi özetliyor: “Esra yalnız değil; hepimizi almaları gerekecek!”
Karanlık günler gelir geçer, elzem olan direnmektir. Kazananlar, her zaman uzun süre direnenler oldu. Akbelen’i kazanacağız!
Yorumlar (0)