Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yanyana geliyor ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz

Cemal Süreya

Politik Ekoloji: Talan, Baskı ve Yaşamın Yeniden Kuruluşu

Dün Hakan Tosun öldürüldü, bugün Esra Işık tutuklandı. Köylüler ise kendi topraklarını savunurken kolluk şiddetiyle karşılaştı. Bu olaylar birbirinden bağımsız değil; Türkiye’de doğa, emek ve siyaset arasındaki yapısal ilişkilerin bir yansımasıdır. Doğa üzerindeki yıkım, basit bir “kalkınma tercihi” ile açıklanamaz. Toprak, su ve orman giderek daha fazla piyasa ilişkilerinin içine çekilirken, doğa bir yaşam alanı olmaktan çıkarılıp sermaye birikiminin nesnesine dönüşmektedir. Bu süreç yalnızca ekolojik dengeleri bozmakla kalmaz; aynı zamanda doğayla birlikte yaşayan toplumsal kesimlerin yaşam koşullarını da doğrudan hedef alır. Bir ormanın kesilmesi, sadece ağaçların kaybı değil, o ormanla kurulan geçim ilişkilerinin, kültürel bağların ve geleceğin ortadan kaldırılması anlamına gelir.

Politik Ekoloji: Talan, Baskı ve Yaşamın Yeniden Kuruluşu

Bu nedenle ekoloji mücadelesi, nötr bir çevre hassasiyetinin ötesinde, toplumsal ve ekonomik karşıtlık zemininde şekillenir. Bir tarafta doğayı metalaştırarak kâr üretenler, diğer tarafta yaşam alanlarını savunanlar vardır. Doğa talanı derinleştikçe, direnişler de daha doğrudan ve zorunlu bir karakter kazanır. Köylüler, kadınlar, işçiler ve gençler için bu mücadele bir tercih değil, yaşamlarını sürdürebilmenin tek yolu haline gelmiştir. Doğa talanının sürdürülmesi yalnızca ekonomik süreçlerle mümkün değildir; bunun siyasal bir zemini de vardır. Hakikati görünür kılanların susturulması, direnişin kriminalize edilmesi ve yerel halkın şiddet yoluyla sindirilmeye çalışılması, bu yapının ayrılmaz parçalarıdır.

Buna rağmen ekoloji mücadelesi bugün yeni bir aşamaya ulaşmıştır. Artık yalnızca dışarıdan desteklenen bir çevre hareketi değil, doğrudan yerelden yükselen toplumsal bir hat söz konusudur. Bu hattın en belirgin özelliği, temsil edilmek yerine doğrudan özne olma iddiasıdır. Yaşam alanlarını savunanlar, söz kurmakta, karar almakta ve mücadelelerinin yönünü belirlemektedir. Hakan Tosun’un öldürülmesi ve Esra Işık’ın tutuklanmasının ardından çevre ve doğa örgütleri yalnızca resmi açıklamalar yapmakla kalmamış; yerel halkla dayanışma mekanizmaları geliştirmiş ve eylemler, basın açıklamaları ile sosyal medya kampanyaları aracılığıyla direnişi görünür kılmıştır. Bu süreç, hukuki veya sembolik destekten öte, yerel toplulukların karar alma süreçlerine müdahil olmayı ve direnişi ulusal gündeme taşımayı içerir. Örgütlerin bu tutumu, direnen halk ile kolektif güç arasında bağ kurar, dayanışmayı kurumsal ve toplumsal düzeyde örgütler ve baskıya karşı kolektif refleksi görünür kılar. Böylece ekoloji mücadelesi, bireysel direnişlerin ötesine geçerek yerelden ulusala uzanan, özneleşmiş bir toplumsal hat olarak şekillenir.

Bu potansiyelin kalıcı ve dönüştürücü bir güce dönüşmesi, yerel direnişlerin sınırlarını aşabilmesine bağlıdır. Tek tek direnişler, ne kadar güçlü olursa olsun, bütünlüklü bir politik çerçeveye bağlanmadığı sürece etkileri sınırlı kalır. Farklı coğrafyalarda yürütülen mücadelelerin ortak bir zeminde buluşması, yerel deneyim ile genel politik yönelim arasında bir hat kurulması, parçalı direnişlerin bütünleşmesini sağlar. Böyle bir hat, yalnızca karşı çıkmayı değil, yaşamın nasıl kurulacağını da tarif eder. Doğayla uyumlu üretim biçimlerinin geliştirilmesi, yerel toplulukların karar süreçlerinde belirleyici olması, kaynakların adil paylaşımı ve yaşamın piyasa dışı değerler etrafında yeniden örgütlenmesi, bu perspektifin temel unsurlarıdır. Bu yaklaşım, yalnızca ekolojik bir talep değil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal düzen arayışıdır.

“Dün Hakan Tosun, bugün Esra Işık” ifadesi, hakikati görünür kılanlarla yaşamı savunanların aynı mücadele hattında buluştuğunu gösterir. Bu hat, baskıya rağmen geri çekilmeyen, yerelden beslenen ama orada sıkışmayan bir politik imkânı işaret eder. Ekoloji mücadelesi artık yalnızca doğanın korunmasına indirgenemez. Bu mücadele, doğa ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağına, yaşamın hangi değerler etrafında örgütleneceğine ve kimin söz sahibi olacağına dair temel bir politik soruyu gündeme getirir. Yerelden yükselen direnişlerin kolektif dayanışma hatlarıyla birleştiği ve baskıya rağmen sürdüğü bir gelecek, hem ekolojik hem de toplumsal olarak sürdürülebilir bir dünyanın mümkün olabileceğini gösterir.

 

#BoşluktaSesleniyorum

Yazar Suat Turan

Yorumlar (5)

Caktar Aktar

9 gün önce / 07.04.2026

En önemli eksiğimiz, emeğine ve doğasına karşı yapılan saldırıları durduracak organize olmuş bir emekçi sınıfıdır. Yüreğine sağlık Suat Turan

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Sabahattin Özkul

9 gün önce / 07.04.2026

Kalemine sağlık..

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Ertuğrul BARKA

11 gün önce / 06.04.2026

Yazarı kutladığımı ve görüşlerine katılıp, desteklediğimi bildiririm. Otuz yıllık ekoloji mücadelem, bu yazılanın doğru olduğunu söylüyor.

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Suat Turan

9 gün önce / 08.04.2026

Saygılar sevgili Ertuğrul Abim.. Senden bu sözleri duymak mutluluk verici..

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla

Suat Turan

9 gün önce / 08.04.2026

Sevgili Ertuğrul Abim.. Senden bu sözleri duymak mutluluk verici; onur duydum..

  |   Beğenmedim 0   |   Cevapla